Fizikofen

30/5/2008

ARTIK ÇALIŞMALARIMA YENİ SİTEMDE DEVAM EDECEĞİM
YENİ ADRESİM

http://gaziegitim.com

BULUŞMAK DİLEĞİYLE SAĞLIKLI GÜNLER

OKS-SBS VE ÖSS SINAVLARINDA BAŞARIYI YAKALAMANIZDİLEĞİYLE.....

13/4/2008

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi,dal yeşil,tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert,ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir,ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak,sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.         CAHİT SITKI TARANCI

6/4/2008

VÜCUDUMUZDA SİSTEMLER

VÜCUDUMUZDA SİSTEMLER

DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ

Vücudumuza şekil veren, organlarımıza tutunma yüzeyi oluşturan ve hareket etmemizi sağlayan sistemimiz, destek ve hareket sistemidir.

İSKELET SİSTEM

 

İnsanda iskeletin;

Baş: Kafatsı, yüz.

Gövde: Omurga, Göğüs kafesi.

Üyeler: Kollar, Bacaklar olmak üzere üç kısımda incelenir.

İskeletimizin temel kısımları; Kemik, kıkırdak ve eklemlerdir.

 

KEMİK

·         Vücudumuzda;

Uzun (kol ve bacak),

Kısa (el, ayak) ve

Yassı (kafatası, kaburga) şekillere sahip 206 kemik vardır.

·         Kemiğin yapısında su, mineraller ve protein yapılı maddeler bulunur.

·         Mineraller kemiğe sertlik verir.

·         Protein yapılı maddeler ise kemiğe esneklik kazandırır.

Kemiğin Kısımları;

1.     Kemik Zarı: Vücudumuzdaki bütün kemiklerin dış yüzeylerini saran zardır.

Kemik zarının;

ü  Kemiği dış etkenlerden koruma,

ü  Kemiğin enine kalınlaşmasını sağlama,

ü  Kemiğin kırılması yâda çatlaması durumlarında onarma,

ü  Kemiğin beslenmesini sağlama gibi görevleri vardır.

2.  Sert (Sıkı) Kemik Dokusu:

ü  Bütün kemiklerde kemik zarının altında bulunan, kemiğe sertlik ve desteklik kazandıran dokudur.

ü  Bu dokuda, kemik hücreleri ve kan damarlarının yanı sıra kemiğin esnek olmasını sağlayan elastik lifler (iplik)de vardır.

ü  Sert kemik dokusu uzun kemiklerin gövde kısmında, kısa ve yassı kemiklerin dış kısmında bulunur.

3.  Süngerimsi Kemik Doku:

ü  Gözenekli bir yapıya sahip olan bu dokunun gözenekleri arasında kırmızı kemik iliği vardır.

ü  Bu doku kısa ve yassı kemiklerin iç kısmında, uzun kemiklerin uç (baş)kısmında bulunur.

4.  Sarı Kemik İliği:

ü  Yağ oranının çokluğundan dolayı sarı renktedir.

ü  Sadece uzun kemiklerin orta kısmında bulunur.

ü  Kısa ve yassı kemiklerde yoktur.

ü  Kan hücrelerinin yapımında görevlidir.

5.  Kırmızı Kemik İliği:

ü  Uzun kemiklerin uç kısmında, yassı ve kısa kemiklerin iç kısmında yer alan süngerimsi kemik dokunun içinde bulunur.

ü  Kan hücreleri yapımını sağlar.

KIKIRDAK

ü  Kemiklerin uç kısmında beyaz renkte, esnek yapıda olan kıkırdak bulunur.

ü  Kıkırdak sayesinde kemiklerin birbirine değmesi ve aşınması engellenir. Böylece, hareket etmemiz kolaylaşır.

ü  Kıkırdak doku aynı zamanda kemiğin boyca uzamasını sağlar.

ü  Anne rahminde iskeletimizin büyük bir kısmını kıkırdak oluşturur.

ü  Doğum sonrasında ve büyüme çağında, kıkırdak doku yerini vücudumuzun belli kısımlarında kemik dokuya bırakır.

ü  Vücudumuzdaki bazı kısımlar ise kıkırdak yapıda kalır.

Örneğin; Burun, kulak kepçesi gibi.


EKLEM

  • Kemiklerin birbirine bağlanmasını sağlayıp hareketlerimizi kolaylaştıran yapılardır.

Arasında bulunduğu kemiklerin özelliğine göre üçe ayrılır;

a.    Oynar Eklem

b.    Yarı oynar eklem

c.    Oynamaz eklem

 

  1. Oynar Eklem:

ü  Kol ve bacaklarımızdaki uzun kemiklerin arasında bulunan eklemlerimizdir.

ü  Kapsül ile çevrili olan eklemin kapsül ile arasında boşluk bulunur. Bu boşlukta bulunan eklem sıvısı, kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.


  1. Yarı Oynar Eklem:

ü  Hareket yetenekleri oynar eklemlere göre daha sınırlıdır.

ü  İskeletimizin bölümlerinden biri olan omurgamızı oluşturan kemiklerin arasında bulunur.


  1. Oynamaz Eklemler: Bazı eklemler, kemikleri oynamayacak şekilde birbiriyle birleştirir.Kafatasımızı oluşturan kemiklerin arasındaki testere dişleri gibi görünen eklemler, oynamaz eklemlerdir.

KAS SİSTEMİ

 

·         Vücudumuza şekil veren, iskeletimiz ile birlikte hareket etmemizi sağlayan, kasılıp gevşeme özelliğine sahip yapıya kas denir.

·         Kas hücrelerinin çalışması, yani kasılıp gevşemesi için enerjiye ihtiyaç vardır. Bu nedenle kas hücrelerinde mitokondri organeli çok fazladır.

·         Kasılan kasların boyu kısalır, gevşeme durumundaki kaslar ise normal boyutundadır.

 

Vücudumuzdaki kaslar görev ve özelliklerine göre üçe ayrılır;

a.  Düz kaslar

b.  Çizgili kaslar

c.   Kalp kası

 

a.  Düz Kaslar:

Mekik şeklinde, renksiz hücrelerden oluşur.

Hücreleri tek çekirdeklidir.

İç organlarımızda bulunur.

İsteğimiz dışında çalışır.

Yavaş ve düzensiz olarak kasılıp gevşer.

Yorulmadan çalışmasını sürdürür.

Mide ve ince bağırsak kasları düz kaslardır.

b.  Çizgili Kas:

Kırmızı renkli, lifli (çizgili)  bir yapıya sahiptir.

  Hücreleri çok çekirdeklidir.

  İskeletimizi saran kaslardır.

  İsteğimize bağlı olarak çalışır.

  Hızlı ve çabuk kasılıp gevşer.

  Uzun süren hareketler sonunda yorulur.

  Kol, bacak, el, ayak, dil yüz kaslarını örnek verebiliriz.


c.   Kalp Kası:

  Kırmızı renklidir.

  Hücreleri tek çekirdeklidir.

  Sadece kalpte bulunur.

  İsteğimiz dışında çalışır.

  Hızlı ve ritmik olarak kasılıp gevşer.

  Yorulmadan, hayatımız boyunca çalışır.

 

DESTEK VE HAREKET SİSTEMİMİZİN SAĞLIĞI

ü  Sağlıklı iskelet ve kaslara sahip olabilmemiz için beslenmemize ve yaptığımız hareketlere dikkat etmeliyiz.

ü  Spor yapmaya özen göstermeliyiz ve olabilecek kazalara karşı tedbirli davranmalıyız.

 

Beslenme

ü  Dengeli ve düzenli beslenmeliyiz.

ü  Protein içeren et, süt, yumurta gibi besinler tüketmeliyiz.

ü  Kalsiyum, Fosfor gibi mineraller bakımından zengin süt, peynir yoğurt yemeliyiz.

ü  D vitamini bulunduran balık yağı, karaciğer ve sebzelerle beslenmeliyiz

 

Hareket:

ü  Parmaklarımızı kütletmemeliyiz.

ü  Ayaktayken, oturur veya çalışırken veya yürürken vücudumuzu dik tutmalıyız.

Spor

ü  Yaşamımıza uygun spor faaliyetlerini seçmeliyiz.

ü  Açık havada, düzenli bir şekilde spor yapmalıyız.

 

TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN DESTEK VE HAREKET SİSTEMİMİZİN SAĞLIĞINA VE KORUNMASINA OLAN ETKİSİ

 

Teknoloji gelişmeler her alanda olduğu gibi, destek ve hareket sistemimiz üzerin dede etkileri vardır. Birçok hastalığın tedavisinin mümkün olduğunu görmekteyiz. Kazalar sonucu, kol ve bacaklarını kaybeden hastalara protezler takılıyor. Aşınmış kemikler yerine yapay kemikler, yıpranmış eklemler yerine yapay eklemler yerleştirilebiliyor. Günümüzde, ayağımıza rahatsızlık veren ayakkabılar yerine ortopedik ayakkabılar veya terlikler giymeyi ve ortopedik yatakları tercih ediyoruz. Teknolojinin günden güne gelişmesiyle de kullanacağımız ürünlerin çeşitleri de gittikçe artacaktır.

Vücudumuz olağanüstü bir denge ve hareket yeteneğine sahiptir. Bu dengeyi sağlıklı bir şekilde sürdürmek ise bizim elimizdedir. Beslenmemize dikkat etmeli, düzenli spor yapmalıyız.

 

DOLAŞIM SİSTEMİ

 

Canlılığımızı sürdürebilmemiz vücudumuzdaki milyarlarca hücrenin düzenli çalışmasına bağlıdır. Hücrelerimizin görevini yerine getirebilmesi ve sağlıklı çalışabilmesi için yediğimiz besinler ve aldığımız oksijen çok önemlidir. Çünkü besinlerin yapı taşları ile oksijen, gerekli enerjinin üretilmesinde kullanılır. Bu üretim sonunda oluşan zararlı ürünlerinde hücreden uzaklaştırılması gerekir.

İşte tüm bu olaylar için gerekli olan maddelerin hücrelere iletilmesini, artık olan zararlı maddelerin hücrelerden uzaklaştırılmasını sağlayan DOLAŞIMSİSTEMİMİZDİR.

Vücudumuzun her yerine ulaşan dolaşım sistemimiz;

a.  Kandan,

b.  Kanı taşıyan damarlar,

c.   Kanı pompalayarak hareketini sağlayan kalpten oluşur.

KALP

·         Kalbimiz göğüs boşluğunda, sol akciğerin altında bulunan yumruk büyüklüğündeki organımızdır.

·         Kalp, üstte ve altta ikişer tane olmak üzere toplam dört odacıktan oluşur.

· Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı

6/4/2008

ELEMENTLER VE SEMBOLLERİ

ELEMENTLER VE SEMBOLLERİ

·         Elementler tek cins atomu içeren maddelerdir.

·         Bileşikler ise değişik atomların belirli bir sayıda birleşmesi ile oluşan ve kendini oluşturan atom türlerinin özelliklerinden farklı özelliklere sahip maddelerdir.

·         Bazı moleküller aynı tür atom içerir. Molekül yapılı oldukları halde tek bir cins atom içerdikleri için bu maddelerde element olarak değerlendirilir. Bu durum oksijen ve azot gazı örneklerinde olduğu gibi daha çok gazlarda görülür.

·         Aynı cins maddelerin atomları aynı, farklı cins maddelerin atomları ise birbirinden farklıdır. Örneğin; Demir atomları ile Civa atomları birbirinden farklıdır. Bu fark atomu oluşturan parçacıkların farklı sayıda olmasından kaynaklanmaktadır.

·         Elementlerin türü değiştikçe içerdiği atomların büyüklükleri de değişir, dolayısı ile bunlar farklı atomlardır.

·         Günlük hayatımızda kullandığımız eşyaların yapıldıkları maddeleri incelersek bunların içinde en çok Demir, Alüminyum, mücevherler, Altın ve Gümüş, Oksijen, Hidrojen,Azot dan oluştuğu görülür.

·         Atomlar birbirlerinden büyüklük bakımından farklıdır.

Büyüklüklerine göre ilk 20 element ve sembollerin sırası şöyledir;

1.     Hidrojen                           (H)

2.     Helyum                              (He)

3.     Lityum                               (Li)

4.     Berilyum                            (Be)

5.     Bor                                    (B)

6.     Karbon                              (C)

7.     Azot                                 (N)

8.     Oksijen                             (O)

9.     Flor                                   (F)

10.   Neon                                 (Ne)

11.   Sodyum                             (Na)

12.   Magnezyum                       (Mg)

13.   Alüminyum                         (Al)

14.   Silisyum                            (Si)

15.   Fosfor                               (P)

16.   Kükürt                               (S)

17.   Klor                                   (Cl)

18.   Argon                                (Ar)

19.   Potasyum                           (K)

20.  Kalsiyum                            (Ca)


·         Bu 20 elementten başka günlük hayatta çok kullandığımız, fakat daha sonraki sıralarda bulunan bazı elementlerde şunlardır.

1.     Demir                                (Fe)

2.     Bakır                                 (Cu)

3.     Altın                                 (Au)

4.     Çinko                                 (Zn)

5.     Gümüş                               (Ag)

6.     Kalay                                 (Sn)

7.     Kurşun                               (Pb)

8.     Civa                                   (Hg)

9.     İyot                                  (I)

·         Uluslar arası bilim dili oluşturabilmek için ve hem de kolaylık sağlamak için elementler sembollerle gösterilir.

·         Ayrıca kimyasal olarak ifade edilmesi gereken bazı olaylar (kimyasal tepkimeler) element sembolleri ile daha rahat ifade edilir.

Örneğin; suyun oluşmasını anlatan tepkimeye bakacak olursak; oksijen atomunun 2 hidrojen atomuna bağlanarak su molekülünün oluştuğunu görürüz.

Bu ifadeyi kimyasal denklem olarak gösterirsek,

                        O + 2H   ---------- H2O           Şeklinde gösteririz.

ÖRNEK: BeCl2 bileşiğinin oluşmasını anlatan tepkimeyi gösteriniz.

Çözüm: Bileşikte bir tane Be atomu, iki tane Cl atomu ile birleşmiştir. Bu olay kimyasal olarak şöyle gösterilir

                        Be + 2Cl ----------- BeCl2

ÖRNEK:

I.                   Bir tane H atomu, bir tane F atomuna bağlanarak HF molekülünü oluşturur.

II.                 Magnezyum atomu iki tane klor atomuna bağlanarak MgCl2 molekülünü oluşturur.

III.                  Bir tane azot atomuna 3 tane hidrojen atomunun bağlanmasıyla NH3 molekülü oluşur.

Yukarıda verilen olayları kimyasal denklemlerle gösteriniz.

Çözüm:

I.                H + F      ------------- HF

II.             Mg + 2Cl ------------- MgCl2

III.        N + 3H ----------------- NH3

 MADDENİN YAPISI VE ATOM

·         Madde, atom adı verilen taneciklerden oluşur.Atom maddenin yapı taşıdır.

·         Atomun yapısında proton, nötron ve elektron bulunur.

             Proton ve nötron atomun çekirdeğinde yer alır. Elektron ise çekirdek etrafında dolanır.

           Atomu oluşturan tanecikler belli başlı özellikleri vardır.

·         Proton: Atomun çekirdeğinde bulunur. (+) yüklü bir parçacıktır.

·         Nötron: Atomun çekirdeğinde bulunur. Kütlesi hemen hemen protona eşittir. Elektrik yükü taşımaz. Yani yüksüz bir parçacıktır.

·         Elektron: Atomun çevresinde çok büyük hızla dönen hareketli bir parçacıktır. Elektronlar çekirdek etrafında farklı enerji seviyelerinde dolanır.

·         Atom çekirdeğinin çapı, atom çapının 100 binde biri kadardır.

·         Atom çekirdeğinde yüklü olarak sadece protonlar bulunduğu için, atomun çekirdek yükü daima (+) artıdır.

 

Atom numarası:

·         Bir element atomunun çekirdeğinde bulunan proton sayılarının toplamına, atom numarası adı verilir. Atom numarası Z ile gösterilir.

Z = p  dir.

Kütle numarası:

·         Bir atomun çekirdeğindeki proton ve nötron sayılarının toplamı, o atomun kütle numarasını verir. Kütle numarası A ile gösterilir.

 

Kütle numarası = Proton sayısı + Nötron sayısı

A = p + n

Nötr ve Yüklü Atom:

·         Bir atomdaki proton ve elektron sayıları birbirine eşitse bu atoma nötr atom denir. Nötr atomda (+) ve (-) yükler birbirine eşittir.

Örneğin nötr karbon atomunda 6 proton 6 elektron vardır. Nötr atomda,

                                  p = e dir.

·         Atomlar elektron alıp verebilirler. Ancak çekirdekte bulunan proton ve nötronu alıp veremezler.

 

ÖRNEK: Nötr bir magnezyum atomunda proton sayısı 12, nötron sayısı 13 tür.

Bu atomun;

a. Elektron sayısı nedir?

b. Kütle numarası nedir?

Çözüm:

a. Nötr atomda elektron ve proton sayısı birbirine eşittir. O hâlde, p = e = 12 dir.

b. Kütle no = A = p + n

p = 12, n = 13 olduğuna göre,                            A = 12 + 13 = 25

(–) yüklü atom

·         Eğer bir atom dışarıdan elektron alırsa, (–) yük sayısı (+) yük sayısından

             fazla olur. Bu durumda atom (–) yüklü olur.

 Örneğin nötr flüor atomunun 9 elektronu, 9 protonu vardır.

Flüor atomu 1e  alınca 10 elektronlu ve (–) yüklü olur.                 

(+) yüklü atom

·         Eğer bir atom bir elektronunu kaybederse, (+) yük sayısı (–) yük sayısından fazla olur. Bu durumda atom (+) yüklü olur.

 

Örneğin nötr lityum atomunun 3 protonu 3 elektronu vardır. Lityum 1e Yorum (5) | Yorum yaz! | Bağlantı

8/3/2008

YAŞAMIMIZDAKİ ELEKTRİK

·         Evimize kadar gelen şehir elektriğine AKAN ELEKTRİK denir.

·         Ayrıca cisimlerin proton, elektron sayıları dengesizliğinden kaynaklanan ve cisimlerin üzerinde bulunan bir elektrik türü daha vardır. Bu tür elektriğe DURGUN (STATİK) ELEKTRİK denir.

·         Durgun elektrik iş yapmayan elektrik türüdür.

·         Havanın bulutlarla kaplı olduğu zamanlarda bulutlar pozitif (+)yüklü durgun elektrikle dolar. Durgun elektriğe saçımıza sürttüğümüz tarakta, televizyon ekranında rastlayabiliriz.

·         Bir maddenin üzerinde bulunan atomlarda proton ve elektronların sayıca dengesi vardır. Buna bağlı olarak maddenin bütününde de proton-elektron dengesi bulunur. Bu durumdaki cisimlere NÖTR CİSİMLER denir.

·         Bu elektron ve elektron dengesi bozulabilir. Bu bozulmanın sonucunda protonlar fazla durumda ise pozitif(+),elektronlar fazla ise negatif (-) yüklenmiştir.

·         Bir cismin durgun (statik) elektrikle yüklenebilmesi için üç değişik yöntem vardır. Bunlar;

-          Sürtünme

-          Dokunma

-          Etki

Sürtünme İle Elektriklenme:

Ø  Bazı nötr cisimler birbirine dokundukları zaman yük alış verişinde bulunurlar.Bunun sonucunda maddelerin nötr hali bozulur ve cisimlerden birisi (+) , diğeri ise (-) ile yüklenir.

Ø  Cisimleri birbirine sürttüğümüz için temas yüzeyi daha da fazlalaşır ve yük alış verişi de yüzeylerde gerçekleştiğinden yüklenme miktarı da artar.

Ø  İki tane cismi birbirine sürttüğümüzde sürtünen cisimler arasında elektron geçişi olur ve elektron kaybeden (+) , kazanan (-) yükle yüklenir.

Örneğin; yün kumaş ile ebonit (plastik) çubuk birbirine sürtüldüğünde yün kumaş pozitif (+),ebonit çubuk negatif (-) yükle yüklenir.

Ø  Aynı şekilde cam çubuk ile ipek kumaş da birbirine sürtüldüğünde ipek kumaş negatif (-),cam çubuk ise pozitif (+) yükle yüklenir.

Dokunma İle Elektriklenme;

Ø  Bu tür elektriklenmede, cisimler arasında elektron geçişi bittikten sonra iki cisimde aynı cins yükle yüklenir.

Örneğin;

Nötr bir cisme (+) yüklü bir cisim dokundurulursa son yük durumunda her ikisi de (+) yüklenir. Eğer (+) ve (-) yüklü cisimler birbirine dokundurulursa cisimlerin yük miktarına bakılır. Eğer yük miktarları eşitse son durumda her ikisi de nötr olur.

Eğer (-) miktarı fazlaysa son durumda her ikisi de (-), (+) miktarı fazlaysa son durumda her ikisi de  (+) yüklü olur.

Etki İle Elektriklenme:

Ø  Nötr (yüksüz) bir cisme (-) veya (+) yüklü bir cisim yaklaştırıldığında nötr cismin yük düzeni bozulur. Örneğin; yaklaştırılan cisim (-) yükle yüklü ise nötr cismin yaklaştırılan cisme yakın olan kısmı (+),uzak olan kısmı (-) yüklenir. Bu elektriklenme şekli geçicidir, zira elektriklenmeye neden olan yüklü cisim uzaklaştırıldığında nötr cisim uzaklaştırıldığında nötr cisim eski durumuna geri döner. Etki ile elektriklenmenin kalıcı olmasını istiyorsak aşağıdaki şekilde gösterilen düzeneği kurmalıyız.


Ø  Etki ile elektrik yükleyeceğimiz cismi   bir iletken tel ile toprağa bağlarız (topraklama).Daha sonra yüklü bir cismi (bu örnekte (-) yüklü) bu düzeneğe yaklaştırırız. Yüklü cismin sayesinde yükleyeceğimiz cismin elektronları yer değiştirir ve kaçabilecekleri en uzak noktaya (toprağa) kaçarlar.(-) yüklü cismimizi uzaklaştırmadan, yüklenecek cismin toprakla bağlantısını kestiğimizde ve negatif yüklü cismi uzaklaştırdığımızda cismin (+) yüklendiğini görürüz.

Ø  Bu olay bize aslında hareket halindekilerin sadece (-) yükler(elektronlar) olduğunu,(+) yüklerin yani protonların yer değiştirmediğini gösterir.

Ø   

(+) yüklü bir cismi nötr bir cisme dokundurduğumuzda, nötr cisimden (+) yüklü cisme doğru (-) yük akışı olur. Bu elektronlar (+) yüklü cismin (+) yüklerinin bir kısmını nötrleştirirler, yani ilk cisimde (+) yük azalır. Bu arada nötr cisim (-) yük kaybettiğinden kendi tarafındaki proton sayısı elektron sayısından fazla hale gelir, dolayısıyle (+) yüklenir.

 

Yüklü Cisimlerin Etkileşimleri:

v         Aynı yükle yüklenmiş iki cisim birbirlerini iter.

v   Farklı yüklerle yüklenmiş cisimler birbirini çeker.

v    Yüklü cisimler nötr cisimleri çeker.

Topraklama:

Þ     Dünyamız çok büyük nötr bir cisimdir. Diğer cisimlerle karşılaştırıldığında büyüklük farkı çok fazla olduğundan toprak, kendisine temas eden veya iletken bir tel yardımıyla bağlanan tüm yüklü cisimleri nötrleştirir. Bu olaya TOPRAKLAMA denir.


Þ      (-) yüklü bir cismi toprağa bağladığımızda cismin üzerindeki (-) yükü oluşturan serbest elektronlar iletken tel aracılığı ile toprağa akar. Böylece cisimde elektron, proton dengesi tekrar sağlanır ve cisim nötr hale gelir.

 

Þ     (+) yüklü bir cisim toprağa bağlanmıştır. Bu durumda topraktaki serbest elektronlar, cisme doğru hareket ederek cisimdeki yük dengesini tekrar sağlar ve cisim nötr hale geçer.

 

 

Dikkat ederseniz her iki olayda da hareket eden yüklü tanecikler elektronlar yani (-) yüklerdir.

Elektroskop:


Elektroskop, bir cismin yüklü olup olmadığını, eğer yüklüyse hangi tür ile yüklendiğini anlamamızı sağlayan bir düzenektir.

 

ELEKTRİK DEVRELERİ

·         Üreteçten çıkan akımın alıcı üzerinden geçerek tekrar üretece ulaşması için izlediği yola ELEKTRİK DEVRESİ denir.

·         Basit bir elektrik devresi Elektrik enerjisi ile çalışan herhangi bir aygıtın çalıştırılabilmesi için, içinden sürekli akım geçmesi gereklidir. Bu da ancak aygıtın devresine bağlanan elektrik enerji kaynağı (pil, akü, batarya, alternatör vb.) ile temin edilir.

·         Üreteç, direnç ve iletken tellerden oluşur.

·         Üreteç devreye elektrik enerjisi sağlayan araçtır.( pil, akü, batarya, alternatör)

·         Direnç ise elektrik akımına karşı direnen yani elektrik geçtiğinde ısınan iletkendir.(Ampul teli, elektrik sobası rezistansı…)

·         İletken teller direnci olmayan iyi iletkenlerdir (kablolar).Üzerinden akım geçtiğinde ısı kaybı çok azdır.

Basit Elektrik Devresi Elemanları;

Üreteç:

»        Herhangi bir enerjiyi (kimyasal, mekanik, ısı, ışık),elektrik enerjisine dönüştüren devre elemanına ÜRETEÇ veya KAYNAK denir. Kısaca elektrik enerjisi üreten devre elemanıdır.

Anahtar:

»        İstenildiği zaman elektrik akımının geçişini sağlayan, istenildiği zaman akımın geçişini durduran devre elemanıdır.

Devreyi açıp kapamaya yarar.

Anahtar açıkken devre akımını geçirmez, ancak anahtar kapalıyken devre akımını iletir.

İletken:

»        Elektrik devre elemanlarının birbirine bağlantısını yapan ve elektrik akımını ileten metal tellere (bakır, alüminyum vb.)İLETKEN veya KABLO denir.

Alıcı (Direnç) :

»        Aldığı elektrik enerjisini başka bir enerjiye dönüştüren devre elemanına ALICI veya ALMAÇ denir. ÖRNEĞİN; elektrik enerjisini, lamba ışık enerjisine; fırın ısı enerjisine; zil ses enerjisine; motor hareket enerjisine dönüştürür.

»        Elektrik akımına karşı direnen, yani akım geçtiğinde ısınan iletkenlere DİRENÇ denir.

»        Bir telin direnci kalınlığına, uzunluğuna ve öz direncine bağlıdır.

»        Bir dirençli tel (örneğin lamba) pile bağlandığında, direncin uçları arasında potansiyel farkı oluşur. Bu potansiyel farkına direncin gerilimi de denir.

»        Direncin geriliminin, üzerinden geçen akıma oranı, sabittir ve o direncin değerini verir.

 

Elektrik Akımı:

»        Elektrik yüklerinin hareketine ELEKTRİK AKIMI denir.Eğer yüklü parçacıklar (elektron,protonlar,iyonlar….) hareket ediyorsa elektrik akımı var demektir.Elektrik yükleri katı cisimlerde (kablolarda) elektronların hareketi ile oluşur.

»        Katı iletkenlerin içindeki pozitif yükler hareketsizdir. Sıvılarda ve gazlarda ise hem pozitif hem de negatif iyonlar hareket eder. Fakat her durumda akımın yönü,(+) pozitif yüklerin yönü veya (-) negatif yüklerin hareket yönünün tersi olarak alınır.

Elektrik Devre Çeşitleri:

Elektrik devreler, devreden geçen akımın alıcıdan geçmesine göre;

Açık Devre,

Kapalı Devre ve

Kısa Devre olarak adlandırılır.

Açık Devre;

Eğer bir devrede anahtar açık olduğundan veya akım yolunda bir kopukluk olduğundan üreteçten almaca elektrik aktarılamıyorsa bu devrelere AÇIK DEVRE denir. Alıcı çalışmaz.


 

 

 

 

 

8/2/2008

BASAİT MAKİNALAR

İş yaparken bir takım araçlardan faydalanırız. Bir basit makine, aletin bir noktasına bir dış kuvvet uygulandığında başka bir noktadaki cisme kuvvet uygulayan mekanik bir aygıttır. Basit makineler işleri yapmakta bir takım kolaylıklar sağlarlar. Bu araçlar kerpeten, kaldıraç, el arabası, palanga, makas, vida gibi araçlardır. Bu tip araçlara basit makineler denir. 

        Basit makineler enerji yaratmazlar. Enerjinin korunumu ilkesine göre bir makine kendisine verilenden daha fazla miktarda iş çıkışı sağlayamaz. Makineler çalışırken bir takım sürtünmelere maruz kaldıklarından dolayı ortaya çıkan iş giren işten daha küçüktür.  Bir makineden alınan verim, giriş işin çıkış işine dönüştürme derecesinin ölçüsüdür. Bu ifadeyi formülle ifade edecek olursak;

            Bir makine eğer yüzde yüz verimle çalışabilirse bu tip makinelere ideal makine denir. Fakat bu tür makine henüz yapılamamıştır. 

        Makineleri en fazla yararlı olduğu durum, herhangi bir enerji yaratamamalarına rağmen giriş kuvvetini büyültebilmeleridir. Basit makinelerin kuvvetleri artırabilme özelliğine mekanik yarar denir. Eğer F0'a makinenin kuvvet çıkışı, F1'e de giriş kuvveti dersek gerçek mekanik yarar (GMY) formülü şöyle olacaktır:

Kaldıraçlar

        İş yaparken kullanılan metal, tahta veya buna benzer malzemelerden yapılan çubuklara kaldıraç denir. Günlük hayatta kullandığımız birçok kaldıraç vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Makas, el arabası, keser, kalas, gazoz açacağı. 

        Bir kaldıraç farklı kısımlardan meydana gelir. Kaldıraçta çubuğun dayandığı noktaya destek noktası, yükün bulunduğu yerden desteğe olan uzaklığa yük kolu, uygulanan kuvvetin desteğe olan uzaklığına kuvvet kolu denir. Kaldıraçlar farklı tiptedirler. Destek noktası ortada kuvvet ve yükün farklı uçlarda olduğu kaldıraç tipine birinci tip kaldıraçlar, destek noktası bir uçta yük ortada ve kuvvetin diğer uçta olduğu kaldıraçlara da ikinci tip kaldıraç denir. Birinci tip kaldıraçlara örnek olarak; makas, tahterevalli, eşit kollu terazi, ikinci tipe ise el arabası, fındık kıracağı verilebilir. 

        Kaldıraçların yaptığımız işte bize bir takım kolaylıklar sağladığını ifade etmiştik. Kaldıraç kullanılması ile büyük yükleri daha küçük kuvvet kullanarak yapabiliriz. Üstelik bazı işleri yapmak için bu tip araçlara gereksinim duyarız. Bilim adamının dediği gibi "Bana bir kaldıraç verin, dünyayı yerinden oynatayım" ifadesi abartılı olsa bile kaldıraçlar birçok işi daha kolay yapmaya yarar. Gazoz kapağını elimizle açmak yerine açacak kullanma, vidayı çıkarmak için anahtar kullanma, bir arabayı kaldırmak için kriko kullanma direkt yapılması çok zor işlemlerdir. Bunun için bu tip araçlar kullanırız. 

        Kaldıraç kullanmanın bir takım kuralları vardır. Eğer uygulanan kuvvet desteğe ne kadar uzak olursa o kadar az kuvvet uygulanır. Bu ifadeyi formülleştirecek olursak;

        Kuvvet x Kuvvet kolu = Yük x Yük kolu

           F1    x      a1              =  F2    x       a2

        Bir iş yaparken kaldıraç kullanmaktaki amaç işi kolaylaştırmaktır. Kaldıraçlar yardımı ile küçük kuvvetlerle büyük yükler kaldırılır fakat işten kazanç sağlanmaz. Kaldıraçlarla ilgili bir örnek verilecek olursa; 200 cm uzunluğundaki bir çubuğun bir ucunda 800 N ağırlığında bir yük vardır. Bu uçtan 40 cm uzaklıkta bir destek bulunmaktadır. Çubuğun diğer ucundan ne kadar büyüklükte kuvvet uygulanırsa bu yük kaldırılabilir?

 

        Bu problemi çözmek için kullanılacak formül;  F1 . a1  =  F2  .   a2   olacaktır. Formülde rakamları yerine koyduğumuzda

F1 160 = 800 . 40        F1 = (800 . 40) / 160        F1 = 32000 / 160     F1 = 200 N şeklinde olacaktır. Görüldüğü gibi yapılan işte elde edilen kazanç yükün 1/4 kadardır. Eğer kuvvet kolu daha uzakta olsa idi daha fazla kuvvet kazanılacağını deneyerek yapabilirsiniz?

    Makaralar

        Makaralar da iş yaparken bir takım kolaylıklar sağlayan basit makinelerdendir. Günlük yaşamda en fazla gördüğümüz şekliyle inşaatlarda harç, tuğla ve diğer yapı malzemelerini taşımak için kullanılmaktadır. Makaralar değişik tiplerden oluşmaktadır. Sabit, hareketli ve palanga makaralar olarak kullanılmaktadır.

Sabit Makaralar

        Bir yere monte edilmiş şekilde kullanılan makaralardır. Kullanımda kuvvetin yönünü değiştirme özelliği vardır. Bu makaralar kuvvetten kazanç sağlar. Yükü kaldırmak için yüke eşit bir kuvvet kullanılır. P yükünü kaldırmak için ipin ucunu h kadar çekmek gerekir. Bu işlemde yükün kazanacağı enerji, kuvvetin yaptığı işe eşit olacağından formül şu şekilde oluşur;

P x h = F x h ise P = F olacaktır. Yani kuvvet = yük'tür. Sabit makaralarda kuvvetten ve yoldan kazanç yoktur.

Hareketli Makaralar

        Hareketli makaralar, yükün makaranın eksenine asıldığı sistemlerdir. İpin bir ucu tavana asılır diğer uç ise kuvvet kullanılacak olan uçtur. Bu sistemde yük ve makara birlikte yükselir veya alçalır. Hareketli makaralarda yükü kaldırmak için uygulanacak kuvvet yükün yarısına eşdeğerdir. Yani F = P/2 şeklinde formülleştirilebilir. Hareketli makaraya bağlı olan bir yükü kaldırmak için ipi 2h kadar çekmek gerekir. Hareketli makaralarda enerjiden kazanç sağlamaz. Çünkü yük kuvvetin yaptığı iş kadar enerji kazanmaktadır.

        Hareketli makaralar, sabit makaralarda olduğu gibi kuvvetin yönünde değişiklik meydana getirmez. Sabit makara ile kaldıramadığımız birçok yükü hareketli makaralar ile kaldırabiliriz. Örneğin 10 N'luk bir yükü kaldırmak için 5 N kuvvet uygulamak yeterlidir. Fakat yükü 2 metre yükseğe çıkarmak için 4 metre ip kullanmak gerekmektedir.

Palanga

         Hareketli ve sabit makaraların birlikte kullanıldığı sistemlerdir. Palangalar hem kuvvetten kazanç sağlar hem de uygulanan kuvvetin yönünü değiştirir. Palangalar ile çok büyük kuvvetleri hareket ettirmek mümkündür. Bir palangada ne kadar çok ip ve makara kullanılırsa uygulanacak kuvvet de o kadar artacaktır. Palangaların kaldıracağı kuvvet miktarını belirlemek için bu sistemde kullanılan ip sayıları ile makaraların toplam yükü ile taşınacak yükün toplamı hesaba katılır. Bu ifadeyi formülleştirecek olursak;

Kuvvet = Toplam yük / İp sayısı            yani         F = P / n diyebiliriz. 

EĞİK DÜZLEM

        Farklı malzemeler yapılan ve yere belirli bir açı ile yerleştirilen düzeneklerdir. Bir eğik düzlem oluşturmak için bir kalasın bir ucunu yere diğer ucunu 10-20 cm yukarıya kaldırmak yeterlidir. BU sistem basit bir eğik düzlemi meydana getirir.

        Eğik düzlem sistemini bir formül ile ifade edecek olursak; yükü P ile, uygulanacak kuvveti F ile sürtünmesiz eğik düzlemin uzunluğunu L ile ve Eğik düzlemin bir yere dayalı olan ucunu h ile ifade ettiğimizde  F x L = P x h formülü ortaya çıkacaktır. Bu formülü açıklayacak olursak; Uygulanan kuvvet ve eğik düzlemin uzunluğu, P x h kadar iş yaparlar. Eğik düzlemde işten kazanç olmaz, kuvvetten kazanç olur.

        Eğik düzlem sisteminde kuvvetin yüke olan oranı, eğik düzlemin yüksekliğinin eğik düzlemin boyuna olan oranına eşittir. Yani 

           

         Eğik düzlem üzerindeki yük h kadar yükseldiğinde Ep = P x h kadar potansiyel enerjiye sahip olur. Bu durumda kuvvet F x L kadar bir iş yapma durumundadır. 

Dişli Çarklar ve Çıkrık

Çıkrık

        Çıkrıklar, aynı eksen etrafında birlikte dönebilen iki veya daha fazla silindirden meydana gelirler. Bu sistemde yük küçük çaplı silindire bağlı iken kuvvet çapı büyük olan silindire etki eder. Çıkrıklar, kuyulardan su çekmek, tekstil fabrikalarında tezgahlarda ve eskiden yün eğirmek amacı için sıklıkla kullanılan basit makinelerdir.

        Çıkrıkların çalışma sisteminde kuvvet ve yük arasındaki ilişkiyi göstermek için kuvvet ile çıkrık kolunun çarpımı, yük ile küçük silindirin yarı çarpımına olan eşitliğinden yararlanılır. Yani

        Çıkrık sisteminde çıkrık kolu, küçük silindirin yarı çapından büyük olduğundan, uygulanan kuvvet yükten daha küçük olur. Yani çıkrıklarda kuvvetten kazanç sağlarlar ama işten ve enerjiden kazanç olmaz.

        Çıkrık koluna uyguladığımız kuvvet, çıkrığın dönmesini sağlar. Bu dönme esnasında ip kovanın asılı olduğu küçük silindire dolanır ve yük yukarı doğru çıkar. Yukarıdaki formülden de çıkarılabileceği gibi çıkrıkta kuvvetle yükün oranı 1'den küçük olduğundan daha küçük kuvvetlerle büyük yükler kaldırılabilir. Çıkrıklarda diğer basit makinelerde olduğu gibi kuvvetten kazanç sağlanırken iş veya enerjiden kazanç sağlanmaz.

Dişli Çarklar

        Bazı sistemlerde birden daha fazla çıkrığın bir arada kullanılması gerekmektedir. Çünkü yük tek çıkrıkla kaldırılamayacak kadar büyük olabilir veya sistem daha rahat çalışır. Dişili çarklarda kuvvetten kazanç yanında hareketin yönünün değiştirilmesi gerçekleşmektedir. Bu sistemde bir çıkrığa uygulanan kuvvet diğer çıkrığa aktarılır ve dönme sağlanır. Bu tip basit makinelere örnek olarak bisikletler, dikiş makineleri, vinçler, saatler, taşıtlar verilebilir.

        Yukarıdaki örnekte ilk çark saat yönünün tersine doğru döndürülürse ikinci çark saat yönünde dönecektir. Bu çarka bağlı olan diğer çark da yine saat yönüne ters istikamette dönecektir. Bu şekilde birçok çark birbirine bağlanarak sistemler oluşturulur ve hareketin yönü değiştirilerek daha az kuvvet ile iş yapma imkanı doğar.

        Bir sistemdeki çarklardan bir tanesini yarıçapı diğer çarkın 5 katı ise yarı çapı büyük olan 1 devir yaparken yarı çapı küçük olan 5 devir yapar. Bir çark sisteminde r1 yarıçaplı çarkın devir sayısına n1 denilirse, yarıçapı r2 olanın devir sayısı n2 olacaktır. Bunu formülleştirecek olursak şu şekilde olacaktır:

         Dişli çarklarla büyük yükleri daha küçük kuvvetler kullanarak kaldırma imkanımız vardır. Bu basit makinelerde kuvvette kazanç sağlarken enerji veya işte kazanç sağlamazlar.

 

Kama ve Vida

        Uçları üçgen bir şekilde olan ve baltaya benzeyen cisimlere kama denir. Bu basit makineler metalden veya tahtadan yapılırlar ve kesicidirler. Bir nesne kesilmek istendiğinde kamanın keskin ucu bu noktaya konulur ve üst kısmına sert bir cisimle vurularak basınç oluşturulur böylece nesne kesilir.

        Vida ise yine metal veya tahtadan yapılan ve bazı cisimleri birbirine tutturmak veya monte etmek amacı için kullanılan basit makinelerdir. Vidalar üst kısımlarındaki yarıklara tornavida sokularak döndürülür ve istenilen kısımlara tutturulur. Birçok eşyanın ve aracın bir araya getirilmesinde vidalar kullanılır.

  Enerjinin korunumu ikesine göre; vida başının yaptığı iş, ucunun yaptığı işe eşittir:

 

  Vida 1 tur attığında vida ucu zeminde a kadar yol alacağından;

 

                        F x (2πr) = N. a

 

  r:    Vida başının yarıçapı(kuvvet kolu)
  a:   Vida adımı (ardışık iki diş arası uzaklık)

  N:  Zeminin tepki kuvveti

 

Tekerlek

        Cisimleri daha kolay ve rahat hareket ettirmek için ilk geliştirilen araçlardan bir tanesi tekerleklerdir. Tekerleğin icadı ile cisimlerin taşınması daha kolaylaşmış ve bu icat birçok yenilik getirmiştir. Hayatımızdaki birçok cisimde tekerlekler kullanılır. Elektrik süpürgeleri, bisiklet, arabalar, masalar farklı biçimlerde tekerlekler kullanılarak üretilen araçlardır. Tekerleklerde, birçok aracın çalışmasında gücün ve hareketin iletilmesi için kayışlardan faydalanılır.

        Tekerleklerin bazılarının yüzeyleri düz iken bazılarının dişlilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu dişliler zemin ile tekerlek arasındaki sürtünme miktarını artırarak aracın daha kolay kontrol edilmesini sağlar. Dişli olmayan tekerleklerin sürtünmesi düşük olacağından araç durdurulmak istendiğinde güçlük çekilmektedir. Arabalarda kışın daha derin dişlilere sahip tekerlekler kullanılır. Neden? 

8/2/2008

MADDENİN TANECİKLİ YAPISI

MADDENİN TANECİKLİ YAPISI

A.   MADDENİN YAPI TAŞLARI: ATOMLAR

B.   ELEMENTLER, BİLEŞİKLER, MOLEKÜLLER

C.    FİZİKSEL VE KİMYASAL DEĞİŞİMLER

D.   MADDENİN HALLERİ VE TANECİKLİ YAPI

A. MADDENİN YAPITAŞLARI

 

A T O M L A R

>        Kütlesi olan ve boşlukta yer kaplayan her varlığa madde denir.

Dünyadaki canlı ve cansız bütün varlıklar maddedir.

>        Maddeyi duyu organlarımızla tanır ve değerlendiririz.

>        Doğadaki maddeler KATI-SIVI VE GAZ olmak üzere üç Fiziksel halde bulunur.

>        Maddeyi oluşturan tanecikler arasındaki boşluk miktarı, maddenin fiziksel haline göre değişir.

>        Maddelerin sıkışabilme özelliği tanecikler arasındaki boşluk miktarına bağlıdır.

>        Gaz halindeki maddelerin tanecikleri arasındaki boşluk miktarı oldukça fazladır. Bu nedenle gaz halindeki maddeleri sıkıştırdığımızda, tanecikleri arasındaki boşluğu azaltmış oluruz.

>        Katı ve sıvı haldeki maddelerin tanecikleri arasındaki boşluk fazla olmadığından kolaylıkla sıkıştırılamazlar. Ancak sünger, pamuk ve yün gibi katı maddelerin arasında hava bulunmasından dolayı sıkıştırılabilirler.

>        Maddelerin sıkışabilme özelliğinden günlük hayatımızda pek çok alanda yararlanırız.

Örneğin; yangın söndürücüleri, mutfak tüpleri, deodorantlar, araba ve bisiklet lastikleri, toplar sıkıştırılmış hava içerir.

>        Katı ve sıvı maddelerde taneciklerden oluşmuştur.

>        Katı ve sıvı maddeleri oluşturan birimler arasındaki uzaklıklar gaz hale göre oldukça azdır. Bu nedenle katı ve sıvılar sıkıştırılamaz kabul edilir.

Özet olarak;

           ·          Bütün maddeler daha küçük taneciklerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur.

           ·          Bütün maddelerin tanecikleri arasında boşluklar bulunur.

           ·          Bir maddenin katı halinin tanecikleri arasındaki uzaklık en az,gaz halinin tanecikleri arasındaki uzaklık ise en fazladır.

MADDE NEREYE KADAR BÖLÜNEBİLİR?

Bütün maddeler atom denilen gözle görülemeyecek kadar küçük parçaların bir araya gelmesiyle oluşur. Atom ancak elektron mikroskobuyla görülebilir.

>        Atom kelimesi Yunanca bölünemeyen anlamına gelir. Günümüzde atomdan küçük parçacıkların bulunduğu bilinmesine karşılık bu terim halen kullanılmaktadır.

>        Atomlar küresel yapıya sahiptir.

>        Her maddenin atomu diğerlerinden farklıdır.

>        Canlının en küçük yapı birimi olan hücreler trilyonca atomun bir araya gelmesiyle oluşmuştur.

>        Atomu parçalamak için çok yüksek enerji gerekir ve atomun parçalanmasıyla çok yüksek enerji açığa çıkar.

ATOMUN TARİHTE YOLCULUĞU;

v  MÖ 5 yüzyılda Demokritos, Epikür ve çağdaşları olan birçok bilim adamı maddenin sonsuza kadar bölünemeyeceğini savunuyordu. Demokritos bütün maddelerin yapı taşının aynı olduğunu öne sürdü.

v  Aristo maddelerin temelde 4 elementten oluştuğunu düşünüyordu. Bu dört elementin hava, toprak, ateş, su olduğunu söyledi. Aristo, dönemin en etkili düşünürü olduğu için maddenin yapı taşları ile ilgili öne sürdüğü bu fikirler çok uzun süre hiç tartışılmadan doğru kabul edildi.

v  19.yüzyılın başlarında İngiliz bilim adamı John Dalton maddelerin küresel atomlardan oluştuğunu söyledi. Bu şekilde yüzyıllarca unutulan atom fikri tekrar gündeme geldi. Dalton atomun bölünemeyeceğini savundu.

v  J.J. Thomson, atomun yapısı ve atomun içeriğindeki parçacıklar ile ilgili çalışmalar yürüttü ve kendi adıyla anılan bir atom modeli geliştirdi.

v  E.Rutherford, atomla ilgili yaptığı deneysel çalışmalarla atomun içeriği ile ilgili pek çok konuyu aydınlattı.

v  Madam Curie, eşiyle birlikte Polonyum ve Radyum elementlerini keşfetti.

v  1971 yılında atomun parçalanabileceği ispatlandı.

v  1988’de gelişmiş elektron mikroskobu ile atom yüzeyine ait ilk görüntüler elde edildi.

Atomla ilgili bugün sahip olduğumuz bilgiler ve fikirler yüzyıllar boyu yapılan bu çalışmalarla geliştirilmiştir.

ELEMENTLER-BİLEŞİKLER-MOLEKÜLLER

 

Maddelerin içyapıları incelendiğinde bazılarının tek bir cins atomdan oluştuğu, bazılarının farklı atomların bir düzen içinde bir arada bulunmasıyla oluştuğu, bazılarının ise farklı atomların gelişigüzel şekilde bir arada bulunmasıyla oluştuğu gözlenir.

Madde içyapısındaki taneciklerin yapısına göre temelde iki gruba ayrılır.              

Saf Madde: Tek cins tanecik içeren maddelerdir. Saf maddelerin kendi özelliklerini gösteren en küçük yapı birimi atom veya moleküldür.

Molekül; Aynı veya farklı atomların birleşmesiyle oluşan yapılara molekül denir. 

·         Saf madde tek bir atomdan oluşabileceği gibi birden fazla atomdan da oluşabilir.

·         Saf maddeler atomik veya moleküler yapıda olabilir.

·         Moleküller aynı cins atomların birleşmesiyle oluşabileceği gibi farklı cins atomların birleşmesiyle de oluşabilir.

Saf maddeler ikiye ayrılır.


Element: Aynı cins atomlardan oluşan saf maddelerdir. Her elementin atomu diğerlerinden farklıdır. Bazı elementler doğada tek atomlu olarak bulunurken, bazı elementler molekül yapılıdırlar.

Aşağıdaki madde örneklerini ve özelliklerini inceleyelim;

 

Bileşik: Farklı cins atomların birleşmesiyle oluşan saf maddelerdir. Bileşiklerin özelliklerini gösteren en küçük birimi moleküldür.

Aşağıdaki madde örneklerini ve özelliklerini inceleyelim;

FİZİKSEL VE KİMYASAL OLAYLAR

Maddedeki değişimleri temel olarak iki grupta incelenir;

a-      Fiziksel değişmeler,

b-      Kimyasal değişimler.

a-      Fiziksel Değişim: Maddenin sadece görünümünün değiştiği madde türünün değişmediği olaylardır.

Fiziksel değişimlerde maddenin tanecik yapısı değişmez.


·         Buz, su ve su buharı aynı maddeye ait madde örnekleridir. Buzun suya dönüşmesi veya suyun su buharına dönüşmesi olayları fiziksel olaylara örnektir.

·         Fiziksel olaylar genellikle tersinirdir. Yani madde basit işlemlerle tekrar eski görünümüne dönüştürülebilir. Ancak geri dönüştürülemeyen fiziksel olaylarda vardır.

Örneğin; yumurtanın kırılması fiziksel olaydır. Ancak geri dönüşümü yoktur.

-          Küçük parçalara ayrılma,

-          Hal değişimleri

-          Bileşiklerin suda çözünmesi olayları fiziksel olaylara örnektir. Bu olaylar gerçekleşirken maddenin türü değişmez.

b-      Kimyasal Değişim: Maddenin hem görünümünün hem de içyapısının değiştiği olaylardır.

Kimyasal değişime uğrayan maddenin tanecik yapısı değişir. Yeni madde veya maddeler oluşur.

HANGİLERİ SAF MADDE-HANGİLERİ KARIŞIM

                   KARIŞIM ( Saf Olmayan Madde )


·         Tek tür tanecik içermez. Yapısında en az iki tür atom varDIR.

·         Bileşenlerinin özelliklerini gösterir. Örneğin; Tuzlu su.

·         Karışımlar kendini oluşturan maddelere basit işlemler sonucu ayrışır.

Örneğin; tuzlu suyun buharlaştırılması.

·         Bazı karışımların görüntüleri saf olmadıklarını belli eder. Bazı karışımların ise saf olmadıkları içerdikleri taneciklerin türüne bakmadan anlaşılamaz.

Örneğin; kumlu suya baktığımızda bunun bir karışım olduğunu hemen anlarız.

Tuzlu suya baktığımızda içindeki tuz taneciklerini göremediğimizden saf veya karışım olduğuna karar veremeyiz. Bu nedenle tanecik yapısına bakmamız gerekir.

·         En az iki maddenin birleşmesiyle meydana gelen fiziksel olaylarda karışım elde edilir.

·         Maddelerin birleşerek yeni bir madde oluşturduğu kimyasal olaylarda saf madde elde edilir.

                                   MADDENİN HALLERİ VE TANECİKLİ YAPI

 

ü  Maddenin tanecikleri arasındaki boşlukların fazla olması tanecikler arası etkileşimin az olduğu anlamına gelir.

ü  Maddenin tanecikleri arasındaki boşlukların az olması tanecikler arası etkileşimin fazla olduğu anlamına gelir.

MADDENİN HALLERİ

Maddeler,

1.       Katı

2.       Sıvı

3.       Gaz olmak üzere üç fiziksel halde bulunur.

 

1.     Katı Hal:

Ø  Tanecikleri arasında çok az boşluk bulunur.

Ø  Taneciklerinin sıkıca kenetlenmiş olması katılara belirli hacim ve şekil kazandırır.

Ø  Sıkıştırılamaz.

Ø  Tanecikler bir yerden başka bir yere diğerlerinden bağımsız hareket edemez.

Ø  Sıcaklık artırıldığında taneciklerin sahip olduğu enerjide artacağından titreşim hareketi artar.

Ø  Maddenin en düzenli halidir.

2.       Sıvı Hal:

Ø  Tanecikleri arasındaki boşluklar katı hale göre daha fazladır.

Ø  Sıkıştırılamaz.

Ø  Sıvı tanecikleri birbirinin üzerinden kayarak yer değiştirebilir. Bu durum sıvılara akışkanlık özelliği kazandırır.

Ø  Sıvılar sıkıştırılamaz olduğu için belirli bir hacme sahiptir. Ancak akışkan oldukları için belirli bir şekilleri yoktur. Konuldukları kabın şeklini alırlar.

Ø  Sıvı tanecikleri titreşim ve öteleme hareketi yapar.

3.       Gaz Hal:

Ø  Tanecikleri arasındaki boşluklar katı ve sıvı hallere göre oldukça fazladır.

Ø  Tanecikleri birbirinden bağımsız hareket eder.

Ø  Sıkıştırılabilir.

Ø  Belirli hacmi ve şekli yoktur. Konulduğu kabın hem hacmini hem şeklini alır.

Ø  Gaz tanecikleri çok kolay yer değiştirebildikleri için gazlar akışkandır.

Ø  Tanecikler hem titreşim hem de öteleme yapar.

Ø  Maddenin en yüksek enerjili ve en düzensiz halidir.

Maddenin şekil almış haline CİSİM denir. Belirli şekle sahip olma sadece katı haldeki maddelere özgü olduğundan bütün cisimlerin fiziksel hali katıdır.

Genleşme; ısıtılan maddenin tanecikleri arasındaki uzaklığın artması sonucu maddenin hacminin büyümesidir. Aynı maddenin katı, sıvı ve gaz haldeki üç ayrı örneğine eşit ısı verildiğinde genleşme miktarı en fazla olan gazdır.

HAL DEĞİŞİMİ

Maddenin sıcaklık veya basınç değişimi sonucunda bir fiziksel halden başka bir fiziksel hale geçmesine hal değişimi denir.

Hal değişimi sonucunda maddenin tanecik yapısı değişmez. Bu nedenle hal değişimi fiziksel bir olaydır.

EKSTRA

Katı halden sıvı hale geçmeye erime, sıvı halden katı hale geçmeye donma denir.

Saf maddelerin belirli erime ve donma noktaları vardır. Aynı madde için donma ve erime aynı sıcaklıkta gerçekleşir. Örneğin normal basınçta buz 0° de erir, su 0° de donar.

Maddenin sıvı halden gaz hale geçmesine buharlaşma, gaz halden sıvı hale geçmesine yoğunlaşma denir.

Saf sıvının ısıtıldığında tamamının gaz hale geçtiği sıcaklığa kaynama noktası denir. Aynı madde için kaynama ve yoğunlaşma aynı sıcaklıkta genleşir.

Örneğin; Normal basınçta su 100° de kaynar, su buharı 100° de yoğunlaşır.

                                       


 

28/11/2007

ÇİÇEKLİ BİTKİLER

ÇİÇEKLİ BİTKİLER

            Bitkiler de tüm canlılar gibi beslenir, gelişir ve ürerler. Çiçekli bitkilerin üreme organları çiçektir. Çiçekli bitkilerde üreme eşeyli olarak gerçekleşir. Tohum ilerde gelişecek olan bitkinin küçük bir taslağını yani embriyonu taşır. Çiçekli bitkilere aynı zamanda tohumlu bitkiler de denir.

ÇİÇEKLİ BİTKİLER

ÇİÇEKSİZ BİTKİLER

1 – Üreme organı olan çiçek vardır.

1 – Çiçekleri yoktur.

2 – Kök, gövde ve yaprakları vardır.

2 – Kök, gövde ve yaprakları yoktur veya iyi gelişmemiştir.

3 – Gövde ve yapraklarında iletim boruları vardır.

3 – Eğrelti otu hariç iletim boruları yoktur.

4 – Eşeyli üreme ile çoğalırlar.

4 – Eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalırlar.

Tablo-1: Çiçekli bitkiler ile çiçeksiz bitkiler arasındaki farklar

 

Tohumlarına göre iki gruba ayrılır.

1)    Açık Tohumlular

2)    Kapalı Tohumlular

1)    AÇIK TOHUMLULAR

            Açık tohumlulara  kozalaklılar da denir. Çünkü meyveleri kozalak şeklindedir. Tohumları meyvenin içinde saklı olmayıp, kozalak pulları üzerinde bulunan odunsu bitkilerdir. Odunsu bitki olduğu için düzenli iletim demetleri ve kambiyum vardır. Çok yıllıktırlar. Her zaman yeşildirler ve çoğu iğne yapraklıdır. Ormanları oluşturan ağaçların başında iğne yapraklılar gelir. İğne yapraklı olanları çiçek tozu üretir ve tohumların kozalaklarında taşır. Açık tohumlulara şu bitkileri örnek verebiliriz;

            Köknar, ladin, ardıç en tanıdığımızı ise çamdır.sürekli karşılaştığımız çam ağaçlarından faydalanarak açık tohumluları anlatalım.

            Türlerin çoğunda gövde kabuğu kalın, pürüzlü ve çatlaktır. Çam ağaçlarının yapraklarında ikiden fazla çenek bulunur. Genç çamların tacı genellikle konik, dalları yatay ve çevreli olabilirler. Bu tür bitkiler kuraklığa dayanıklı olmakla birlikte iyi gelişip çoğalabilmeleri için temiz hava ve bol ışığa ihtiyaç duyarlar.

            Çoğalmaları ise; aynı ağaçta hem erkek hem de dişi kozalak bulunur. Erkek kozalaklar her biri iki çiçek tozu kesesi taşıyan çok sayıda verimli puldan oluşur. Dişi kozalaklarda her biri iki tane tohum taslağı taşıyan bir pulun altına yerleşmiş, sarmal dizilişli çok sayıda yaprak benzeri yapı vardır. Baharda ya da yaz başında çiçek tozu keselerindeki uzunlamasına yarıklardan çıkan çiçek tozları havada uçuşur. Havada uçuşan çiçek tozları dişi kozalakları pullarında birine konduğunda üreme süreci başlar. Çiçek tozu burada çimlenerek tohum taslağına doğru bir borucuk uzatır. Bu borucuğun içinde aşağıya doğru hareket eden spermalardan biri yumurta hücresini döller. Döllenmiş yumurta hücresinden tohum gelişir. Oluşan kanatlı tohumlar rüzgarda kolayca uçuşarak çevreye dağılırlar., toprağa düşüp uygun koşulları buldukları zaman çimlenmeye başlar ve kısa sürede genç bir bitki oluşur.

2)    KAPALI TOHUMLULAR

            Bu bölümü oluşturan bitkiler en yaygın kara bitkileridir. Açık tohumlu bitkilerden farklı olarak, kapalı tohumluların tohum taslakları etli bir yumurtalığın içinde gelişir. Kapalı tohumluların üreme organları çiçekleridir. İğne yapraklılar genellikle rüzgarla tozlaşmalarına karşılık kapalı tohumlular tozlaşabilmek için bal özü taşıyan göz alıcı çiçekleriyle, böcekleri kendilerine çekerler. Çiçekler döllendikten sonra, tohum taslakları tohuma, yumurta meyveye dönüşür. Tohum meyvenin içinde bulunur.

            Kapalı tohumlular tek çenekli ve çift çenekli olmak üzere ikiye ayrılır: Aşağıdaki tabloda özellikleri görülmektedir.  

  

TEK ÇENEKLİLER

ÇİFT ÇENEKLİLER

1) Otsu bitkilerdir.

1) Genellikle odunsu bitkilerdir.

2) Yaprakları ince, uzun, şerit şeklindedir.

2) Yaprakları geniş parçalıdır.

3) Yaprakları paralel damarlıdır.

3) Yaprakları ağsı damarlıdır.

4) Tohumda tek çenek bulunur.

4)Tohumda çift çenek bulunur.

5) Kambiyum yoktur.

5) Kambiyum bulunur. (çok yıllıklarda)

6) İletim demetleri düzensizdir.

6) İletim demetleri düzenlidir.

7) Kökleri saçak köktür.

7) Kazık kök ve yan köklerden oluşur.

8) Gövdeleri incedir.

8) Gövdeleri kalındır.

9) Örneğin;Buğday, mısır, soğanlı bitkiler

9) Örneğin; Fasulye, elma, armut

Tablo-2: Tek çenekli ve çift  çenekli bitkilerin özellikleri

ÇİÇEK VE YAPISI

             Çiçek, tohumlar vasıtasıyla yeni bireylerin oluşmasını ve bitkinin devamını sağlar.

          Tam bir çiçekte; çiçek sapı, çiçek tablası, çanak yaprak, taç yaprak, erkek ve dişi organlar vardır. Çiçek sapı çiçeği dala bağlar, çanak yaprak, taç yaprak, erkek ve dişi organlar dıştan içe doğru sırayla dört halka şeklinde çiçek tablası üzerine dizilirler.

             Çanak yaprak: Genelde yeşil renklidir. Çiçeğin en dış kısmını oluşturur.Çiçek tomurcuk halindeyken çiçeği korur.

            Taç yaprak: Çiçeğin renkli ve kokulu kısmıdır. Tozlaşmada böcekleri çekerek bitkinin çoğalmasında önemli rol oynar.

             Erkek organ: İpçik denilen bir sap ile başçık denilen şişkin bir kısımdan meydana gelmiştir. Başçıkta, içinde erkek üreme hücreleri (polen) bulunan çiçek tozu keseleri bulunur. Polenler olgunlaşınca keseler çatlar ve polenler etrafa yayılır.

           Dişi organ: Yumurtalık, dişicik borusu ve tepecik olmak üzere üç kısımdan oluşur. Yumurtalıkta çok sayıda dişi üreme hücresi (yumurta) bulunur. Dişicik borusu, tepeciği yumurtalığa bağlayan dar kısımdır. Tepecikte çiçek tozlarının yapışmasını sağlayan yapışkan bir sıvı bulunur.

          Erkek ve dişi organı bir arada  bulunduran bitkilere “bir evcikli” , erkek ve dişi organları ayrı bulunduran bitkilere de “iki evcikli” bitki denir. Meşe, mısır, çam, kestane ve fındık bir evcikli, söğüt, antep fıstığı, kenevir ve kavak iki evcikli bitkilerdir.

TOZLAŞMA 

     Bitkide çiçeğin görevi tozlaşma yoluyla bitkinin çoğalmasını sağlamaktır. Bir çiçeğin erkek organından serbest kalan polenlerin diğer çiçeğin dişi organının tepeciğine ulaşması ve burada yeni bitki tohumlarının oluşması olayıdır. Tozlaşma olayında etkili faktörler şunlardır:
    
1.Rüzgar: Polenlerin taşınması rüzgarla sağlanır. Kullanışlı ve sık görülen bir tozlaşma çeşidi değildir.
     2.Böcekler: Polenlerin arılar, sinekler ve benzer böcekler tarafından taşınması. Yaygın olan tozlaşma şeklidir. Çiçeğin güzel kokusu, güzel ve parlak görünümü ve salgıladığı şekerli maddeler böceklerin dikkatini çeker. Çiçeğin üzerine gelen böceklerin ayaklarına yapışan polenler böceğin diğer çiçeklere konmasıyla oralara taşınmış olurlar.
     3.Kendi kendine tozlaşma: Aynı çiçeğin erkek organındaki polenlerin dişi organına ulaşması sonucu meydana gelen tozlaşma şeklidir.
     Çiçekte döllenme sonucunda tohum oluşur ve bu tohumun etrafının yumurtalıkla çevrilmesi sonucu meyve oluşur. Tohumun toprakta çimlenmesiyle yeni bitkiler oluşmuş olur.

ÇİMLENME 

            Tohum içinde embriyo ve besin maddesi bulunan yapıdır. Tohumdan bitki kökünün, gövdesinin ve yaprak ve çiçeklerin oluşmasına çimlenme denir.

            Tohum çimlenirken gerekli besini çeneklerden alır. Tohumun çimlenebilmesi için uygun sıcaklık ve hava gerekir.

            Çimlenme esnasında tohumun yapısındaki besin kullanılır ve böylece yeni bir bitki oluşur.

 

MEYVE 

            Meyve sadece, çiçekli bitkilere özgü bir üründür. Çiçek tozunun yumurtalığa erişerek yumurtayı aşılamasıyla birlikte hücresel çoğalma başlar. Yumurtalık yavaş yavaş şişer ve sonunda meyve halini alır. Tüm meyveleri beslemekte olan özsu meyveye de erişir. Özsu, olmakta olan meyveyi besler ve renklendirir. Meyveyi tatlılaştıran da özsudur.

            Meyveleri oluşumuna göre gruplandırırız.

            Meyve sadece dişi organın yumurtalık dokuları tarafından meydana getirilirse bunlara gerçek meyve denir. Örneğin; şeftali, kayısı, üzüm.

            Yumurtalıkla birlikte çiçek tablası, taç ve çenek yapraklar beraberce gelişerek meyve oluşturuluyorsa bunlara yalancı meyve denir. Örneğin; Çilek, elma, armut.

            Dir tane dişi organdan meydana gelen meyvelere basit meyve denir. Örneğin; Kiraz, erik, elma.

            Birkaç tane dişi organdan meydana gelen meyvelere ise bileşik meyve denir. Örneğin; Ahududu, böğürtlen.

            Ceviz, fındık, kestane gibi bitkilerin meyveleri zamanla sertleşip kurur. Tohumları yenilen bu meyvelere kuru meyve denir.

 

 

29/10/2007

OKS YERİNE OGES

OKS YERİNE OGES

Bu yıl son kez uygulanacak OKS yerine getirilen “3 basamaklı ortaöğretime geçiş sistemi” ni (OGES) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından açıklandı. Yeni sistem 6,7 ve 8. Sınıf sonunda yapılacak olan “Seviye Belirleme Sınavı” (SBS),öğrencilerin karne notlarından hesaplanacak olan “Yılsonu Başarı Puanı” (YBP) ve “Davranış Puanının” ayrı ayrı hesaplandığı 3 basamaktan oluşacak. SBS, YBP ve Davranış puanları,”Ortaöğretime Yerleştirme Puanı” (OYP) adı altında toplanacak.

PUAN NASIL HESAPLANACAK

Merkezi sınav sistemi ile uygulanacak SBS’lerde, soruların sayısı her sınıfa göre değişecek;
  6.Sınıflarda         80           soru,

  7. sınıflarda      90           soru,

  8. sınıflarda      100         soru sorulacak.

Yapılacak 3 sınavın ardından öğrencilerin OYP’ ye etki edecek SBS’ si hesaplanırken,6. Sınıf puanının (SP6) yüzde 25’i, 7. Sınıf puanının (SP7) yüzde 35’i, 8.sınıf puanının da (SP8) yüzde 40’ı alınarak toplam bir puan ortaya çıkacak. Ardından DYP’nin hesaplanmasına geçilecek.OYP hesaplanırken toplam SBS’ nin yüzde 70’ i,YBP’ nin yüzde 25’ i ,Davranış puanının yüzde 5’ i alınarak toplam bir puan belirlenecek.

PUANI ÇOK OLAN OKULA GİRER

OYP adı verilecek puan Fen, Anadolu ve diğer liselere yerleştirmede esas alınacak. Öğrenciler, tercihlerini bu yerleştirme puanına göre yapacaklar ve OKS’ den farklı olarak Matematik-Fen (MF) ve Türkçe-Matematik (TM) puan türleri yerine tek bir puan türüyle istedikleri Liseye girebilecekler.

YEDİNCİ SINIFLAR İSTİSNA

Yeni sisteme geçiş sırasında, sadece bu yıl için,7. Sınıfta olan ve gelecek yıl 8. Sınıf okuyacak öğrenciler, iki yılın (SP7 ve SP8 ) puanı ile yerleştirilecek. Bu öğrencilerin yerleştirme puanları 7. Sınıfın yüzde 40’ı,8. Sınıf puanının yüzde 60’ı alınarak hesaplanacak.

5 FARKLI TEST VAR

Sınavda, Türkçe, Matematik, Fen ve Sosyal Bilgiler alanlarındaki soruların yanı sıra yabancı dil soruları da olacak. Din dersinden muaf olan öğrencilerin yanı sıra din kültürü ve ahlak bilgisi sorularını cevaplandırmak istemeyen öğrenciler için ise sınavda alternatif sosyal bilgiler soruları yer alacak.

Türkçe ve Matematik testlerinin ağırlık katsayısı 4,

Fen Bilgisi ve Sosyal Bilgiler testlerinin ağırlığı 3 ve

Yabancı Dil testinin ağırlığı 1 olacak.

SINAVLAR NE ZAMAN

Sınava katılmak zorunlu olmayacak. Ancak sınava girmeyenler için hiçbir telafi mümkün olmayacak. Herhangi bir nedenle sınava katılamayan öğrenci için, o yılın en düşük SBS puanı alınarak hesaplama yapılacak.

Sınav bu öğretim yılında;

6. Sınıflar için     21.HAZİRAN.2008

7. Sınıflar için     22.HAZİRAN.2008            tarihinde uygulanacak.

Bu yıl 8.sınıflar son kez OKS’ ye girecekler.

TÜM ÖĞRENCİLERE BAŞARILAR DİLERİM.

25/10/2007

GÖZ VE GÖRME


  

GÖZ VE GÖRME

Beş duyu organımızdan biri olan GÖZ ve GÖRME, bildiklerimizin % 80 nini öğrenmemizi sağlayan yoldur. Göz, kafatası içinde 25 cm3 orbita kemik yuvasına yerleşmiş, 7 gr ağırlığında top şeklinde, ön kısmı şeffaf bir küredir. Her gözün yukarı, sağa, sola ve yanlara kontrollü hareketini sağlayan altı kası vardır.

Işık enerjisinin kimyasal enerjiye dönüşmesi, gözün iç arka tabakasında gerçekleşerek, elektrik uyaranı olarak, göz siniri aracılığı ile beynin arka tarafına ulaştırılır. Göz duyusu; ışık, şekil, renk, hareket ve derinlik gibi çok çeşitli özelliklerin toplamıdır.

Görme duyusunun gelişmesi, doğumdan sonra altı yaşına kadar devam eder. Doğumda, iki göz arasındaki denge herhangi bir nedenle bozulmuş ise bir göz, beyin tarafından tercih edilip, diğer göz atıl kapasite ile kullanılır. Düşük kapasite ile kullanılan gözün, görme yeteneği azalır ve göz tembelliği oluşur.

Gözün hastalıkları kalıtım ile geçen, mikrobik, çeşitli kazalar ve mekanik birçok nedenlerle ortaya çıkabilir. Ülkemizde aile içi evlilikler, çocukluk çağı körlüklerinde başta gelen sebeptir. Geri kalmış ülkelerde trahom gibi mikrobik ve A vitamini eksikliği gibi beslenme bozukluğu, başlıca körlüklere yol açar. Göz iç ortamının şeffaflığı ve basıncının dengesi korunduğunda göz iyi çalışır.

Görmenin mekanizması, aynı bir fotoğraf makinesine benzer. Görüntü göze, mercek ve diyafram sisteminden geçerek odaklanır ve kişi gözlük ya da kontaktlens ihtiyacı olmadan net bir görüş elde eder.


Gözün kornea dokusundaki şekil bozukluğundan dolayı cisimlerden yansıyan ışınlar görme merkezinde değil iki farklı noktada odaklanıyorsa astigmat kusuru oluşur.Kişi hem yakın hem uzak mesafede net göremez.


En basit göz rahatsızlığı, kırma kusurudur. Basitçe açıklamak için, uzak görmesi bozuk olanlara miyop, yakın görmesi bozuk olanlara hipermetrop denir. Göz önüne takılan gözlük veya kontak lens mercekleri ile bu kusur düzeltilebilir. Çocuk küçük yaştayken kırma kusuru düzeltilebilirse, her iki gözün görmesi daha iyi olur.


Cisimlerden yansıyan ışınlar tam olarak görme merkezinde değil daha arkada odaklanıyorsa gözde hipermetropi vardır ve kişi yakını uzağa göre daha bulanık görür.


Katarakt gözün içinde bulunan doğal lensin saydamlığını kaybederek opaklaşmasıyla oluşur.Kişi net göremez ve renklerde soluklaşma olur. Kataraktın oluşumunda çeşitli etkenler rol oynar ancak en sık rastlananı genellikle 60 yaş üzerinde yaşa bağlı oluşmasıdır. Ameliyat ile bulanık olan lens, dışa alınarak göz içine camdan bir mercek yerleştirilir.


Gözün iç basıncının artarak görme sinirini tahrip etmesine, glokom denir. Göz içi sıvı miktarını azaltan ve sıvının kontrollü boşalmasını sağlayan ilaç ve ameliyat ile tedavi yapılır. Göz hareketlerinin uyumlu çalışmasında bozukluk, şaşılık olarak fark edilir. Küçük yaşta, erken tedavi edilmesinde fayda vardır.


Kazalar, özellikle trafik, ev, iş ve av kazaları önemli sayıda görme kaybına sebebiyet vermektedir. Sivri uçlu araçlar, oyuncaklar, çocukların arabalarda ön koltukta oturmaları, patlayıcı ve yanıcı maddeler göze çok zararlıdır. Göze kimyasal herhangi bir madde kaçtığında, hemen acil olarak çeşme suyu ile bol bol yıkanmalıdır. Yıkama işlemi duruma göre, en az 30 dk sürmelidir.

Gözlerimiz 5 duyu organımız arasında bize dünyanın güzelliklerini gösteren, hayata bağlayan, öğrenme ve algılama yeteneğimizi harekete geçiren ilk ve en önemli organımızdır. Gözlerimizi düzenli şekilde muayene ettirmek sağlıklı ve mutlu bir yasam sürmemiz için son derece önemlidir.

Gözlük kullanan veya kullanmasa da 40 yaşın üzerindeki bir erişkinin hiç şikayeti olmasa bile yılda bir kez göz muayenesi yaptırması gereklidir. Çocuklarda bu süre doktorun önerisine göre 6 ayda bir, hatta bazı özel durumlarda daha sık olabilir. Hiç şikayeti olmayan bir çocukta 3. yaş, ilk göz kontrolü için idealdir.

Göz muayenesinin aşamaları:
Görme keskinliği testi, gözlük ihtiyacı muayenesi, göz kapaklarının muayenesi, göz kaslarının muayenesi, göz tansiyonu ölçümü, biomikroskobik muayene, göz dibi muayenesi. Unutulmamalıdır ki, göz muayenesi sırasında; karaciğer bozukluğu, şeker, beyin tümörleri, AIDS gibi birçok hastalığın ihtimali belirlenebilmekte ya da tanısı konulabilmektedir.

Göz organı, vücudun en yoğun sinir hücre yerleşimine sahiptir. Gözün hastalıklarında ağrısı çok olabilir. Kesinlikle göz uzmanı dışında ilaç veya ilkel tedavilerden kaçınılmalıdır. Teknolojik ilerlemeye paralel olarak, ileri optik ve elektronik cihazlarla göz hastalıkları tedavisinde ve görme kaybının rehabilitasyonunda çok başarılı olunmaktadır.
 

« Önceki :: Sonraki »