YENİ ADRESİM
http://gaziegitim.com
BULUŞMAK DİLEĞİYLE SAĞLIKLI GÜNLER
OKS-SBS VE ÖSS SINAVLARINDA BAŞARIYI YAKALAMANIZDİLEĞİYLE.....
VÜCUDUMUZDA
SİSTEMLER
DESTEK
VE HAREKET SİSTEMİ
Vücudumuza şekil veren,
organlarımıza tutunma yüzeyi oluşturan ve hareket etmemizi sağlayan sistemimiz,
destek ve hareket sistemidir.
İSKELET SİSTEM
İnsanda iskeletin;
Baş: Kafatsı,
yüz.
Gövde: Omurga,
Göğüs kafesi.
Üyeler: Kollar,
Bacaklar olmak üzere üç kısımda incelenir.
İskeletimizin temel kısımları; Kemik, kıkırdak ve eklemlerdir.
KEMİK
·
Vücudumuzda;
Uzun (kol ve bacak),
Kısa (el, ayak) ve
Yassı (kafatası, kaburga) şekillere sahip 206
kemik vardır.
·
Kemiğin yapısında su, mineraller ve protein yapılı
maddeler bulunur.
·
Mineraller kemiğe sertlik verir.
·
Protein yapılı maddeler ise kemiğe esneklik
kazandırır.
Kemiğin Kısımları;
1.
Kemik Zarı:
Vücudumuzdaki bütün kemiklerin dış yüzeylerini saran zardır.
Kemik
zarının;
ü Kemiği
dış etkenlerden koruma,
ü Kemiğin
enine kalınlaşmasını sağlama,
ü Kemiğin
kırılması yâda çatlaması durumlarında onarma,
ü Kemiğin
beslenmesini sağlama gibi görevleri vardır.
2. Sert (Sıkı) Kemik Dokusu:
ü Bütün
kemiklerde kemik zarının altında bulunan, kemiğe sertlik ve desteklik
kazandıran dokudur.
ü Bu dokuda,
kemik hücreleri ve kan damarlarının yanı sıra kemiğin esnek olmasını sağlayan
elastik lifler (iplik)de vardır.
ü Sert
kemik dokusu uzun kemiklerin gövde kısmında, kısa ve yassı kemiklerin dış
kısmında bulunur.
3. Süngerimsi Kemik Doku:
ü Gözenekli
bir yapıya sahip olan bu dokunun gözenekleri arasında kırmızı kemik iliği
vardır.
ü Bu doku
kısa ve yassı kemiklerin iç kısmında, uzun kemiklerin uç (baş)kısmında bulunur.
4. Sarı Kemik İliği:
ü Yağ
oranının çokluğundan dolayı sarı renktedir.
ü Sadece
uzun kemiklerin orta kısmında bulunur.
ü Kısa ve
yassı kemiklerde yoktur.
ü Kan
hücrelerinin yapımında görevlidir.
5. Kırmızı Kemik İliği:
ü Uzun kemiklerin
uç kısmında, yassı ve kısa kemiklerin iç kısmında yer alan süngerimsi kemik
dokunun içinde bulunur.
ü Kan
hücreleri yapımını sağlar.
KIKIRDAK
ü Kemiklerin
uç kısmında beyaz renkte, esnek yapıda olan kıkırdak bulunur.
ü Kıkırdak
sayesinde kemiklerin birbirine değmesi ve aşınması engellenir. Böylece, hareket
etmemiz kolaylaşır.
ü Kıkırdak
doku aynı zamanda kemiğin boyca uzamasını sağlar.
ü Anne
rahminde iskeletimizin büyük bir kısmını kıkırdak oluşturur.
ü Doğum
sonrasında ve büyüme çağında, kıkırdak doku yerini vücudumuzun belli
kısımlarında kemik dokuya bırakır.
ü Vücudumuzdaki
bazı kısımlar ise kıkırdak yapıda kalır.
Örneğin; Burun,
kulak kepçesi gibi.
EKLEM
Arasında bulunduğu kemiklerin
özelliğine göre üçe ayrılır;
a.
Oynar Eklem
b.
Yarı oynar eklem
c.
Oynamaz eklem
ü Kol ve
bacaklarımızdaki uzun kemiklerin arasında bulunan eklemlerimizdir.
ü Kapsül
ile çevrili olan eklemin kapsül ile arasında boşluk bulunur. Bu boşlukta
bulunan eklem sıvısı, kemiklerin birbirine sürtünüp aşınmasını önler.
ü Hareket
yetenekleri oynar eklemlere göre daha sınırlıdır.
ü İskeletimizin
bölümlerinden biri olan omurgamızı oluşturan kemiklerin arasında bulunur.
KAS SİSTEMİ
·
Vücudumuza şekil veren, iskeletimiz ile birlikte
hareket etmemizi sağlayan, kasılıp gevşeme özelliğine sahip yapıya kas denir.
·
Kas hücrelerinin çalışması, yani kasılıp gevşemesi
için enerjiye ihtiyaç vardır. Bu nedenle kas hücrelerinde mitokondri organeli
çok fazladır.
·
Kasılan kasların boyu kısalır, gevşeme durumundaki
kaslar ise normal boyutundadır.
Vücudumuzdaki kaslar görev ve özelliklerine
göre üçe ayrılır;
a. Düz kaslar
b. Çizgili kaslar
c. Kalp kası
a. Düz Kaslar:
Mekik şeklinde,
renksiz hücrelerden oluşur.
Hücreleri
tek çekirdeklidir.
İç
organlarımızda bulunur.
İsteğimiz
dışında çalışır.
Yavaş ve
düzensiz olarak kasılıp gevşer.
Yorulmadan
çalışmasını sürdürür.
Mide ve
ince bağırsak kasları düz kaslardır.
b. Çizgili Kas:
Kırmızı renkli,
lifli (çizgili) bir yapıya sahiptir.
Hücreleri
çok çekirdeklidir.
İskeletimizi
saran kaslardır.
İsteğimize
bağlı olarak çalışır.
Hızlı ve
çabuk kasılıp gevşer.
Uzun
süren hareketler sonunda yorulur.
Kol,
bacak, el, ayak, dil yüz kaslarını örnek verebiliriz.
c. Kalp Kası:
Kırmızı
renklidir.
Hücreleri
tek çekirdeklidir.
Sadece
kalpte bulunur.
İsteğimiz
dışında çalışır.
Hızlı ve ritmik
olarak kasılıp gevşer.
Yorulmadan,
hayatımız boyunca çalışır.
DESTEK VE
HAREKET SİSTEMİMİZİN SAĞLIĞI
ü Sağlıklı
iskelet ve kaslara sahip olabilmemiz için beslenmemize ve yaptığımız
hareketlere dikkat etmeliyiz.
ü Spor
yapmaya özen göstermeliyiz ve olabilecek kazalara karşı tedbirli davranmalıyız.
Beslenme
ü Dengeli
ve düzenli beslenmeliyiz.
ü Protein
içeren et, süt, yumurta gibi besinler tüketmeliyiz.
ü Kalsiyum,
Fosfor gibi mineraller bakımından zengin süt, peynir yoğurt yemeliyiz.
ü D
vitamini bulunduran balık yağı, karaciğer ve sebzelerle beslenmeliyiz
Hareket:
ü Parmaklarımızı
kütletmemeliyiz.
ü Ayaktayken,
oturur veya çalışırken veya yürürken vücudumuzu dik tutmalıyız.
Spor
ü Yaşamımıza
uygun spor faaliyetlerini seçmeliyiz.
ü Açık havada,
düzenli bir şekilde spor yapmalıyız.
TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN DESTEK VE HAREKET
SİSTEMİMİZİN SAĞLIĞINA VE KORUNMASINA OLAN ETKİSİ
Teknoloji gelişmeler her alanda olduğu gibi,
destek ve hareket sistemimiz üzerin dede etkileri vardır. Birçok hastalığın
tedavisinin mümkün olduğunu görmekteyiz. Kazalar sonucu, kol ve bacaklarını
kaybeden hastalara protezler takılıyor. Aşınmış kemikler yerine yapay kemikler,
yıpranmış eklemler yerine yapay eklemler yerleştirilebiliyor. Günümüzde,
ayağımıza rahatsızlık veren ayakkabılar yerine ortopedik ayakkabılar veya
terlikler giymeyi ve ortopedik yatakları tercih ediyoruz. Teknolojinin günden
güne gelişmesiyle de kullanacağımız ürünlerin çeşitleri de gittikçe artacaktır.
Vücudumuz olağanüstü bir denge ve hareket
yeteneğine sahiptir. Bu dengeyi sağlıklı bir şekilde sürdürmek ise bizim elimizdedir.
Beslenmemize dikkat etmeli, düzenli spor yapmalıyız.
DOLAŞIM SİSTEMİ
Canlılığımızı sürdürebilmemiz vücudumuzdaki
milyarlarca hücrenin düzenli çalışmasına bağlıdır. Hücrelerimizin görevini
yerine getirebilmesi ve sağlıklı çalışabilmesi için yediğimiz besinler ve
aldığımız oksijen çok önemlidir. Çünkü besinlerin yapı taşları ile oksijen,
gerekli enerjinin üretilmesinde kullanılır. Bu üretim sonunda oluşan zararlı ürünlerinde
hücreden uzaklaştırılması gerekir.
İşte tüm bu olaylar için gerekli olan
maddelerin hücrelere iletilmesini, artık olan zararlı maddelerin hücrelerden
uzaklaştırılmasını sağlayan DOLAŞIMSİSTEMİMİZDİR.
Vücudumuzun her yerine ulaşan dolaşım sistemimiz;
a. Kandan,
b. Kanı taşıyan damarlar,
c. Kanı pompalayarak hareketini sağlayan kalpten
oluşur.
KALP
·
Kalbimiz göğüs boşluğunda, sol akciğerin altında
bulunan yumruk büyüklüğündeki organımızdır.
·
Kalp, üstte ve altta ikişer tane olmak üzere
toplam dört odacıktan oluşur.
· Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı
· Elementler tek cins atomu içeren maddelerdir.
· Bileşikler ise değişik atomların belirli bir sayıda birleşmesi ile oluşan ve kendini oluşturan atom türlerinin özelliklerinden farklı özelliklere sahip maddelerdir.
· Bazı moleküller aynı tür atom içerir. Molekül yapılı oldukları halde tek bir cins atom içerdikleri için bu maddelerde element olarak değerlendirilir. Bu durum oksijen ve azot gazı örneklerinde olduğu gibi daha çok gazlarda görülür.
· Aynı cins maddelerin atomları aynı, farklı cins maddelerin atomları ise birbirinden farklıdır. Örneğin; Demir atomları ile Civa atomları birbirinden farklıdır. Bu fark atomu oluşturan parçacıkların farklı sayıda olmasından kaynaklanmaktadır.
· Elementlerin türü değiştikçe içerdiği atomların büyüklükleri de değişir, dolayısı ile bunlar farklı atomlardır.
· Günlük hayatımızda kullandığımız eşyaların yapıldıkları maddeleri incelersek bunların içinde en çok Demir, Alüminyum, mücevherler, Altın ve Gümüş, Oksijen, Hidrojen,Azot dan oluştuğu görülür.
· Atomlar birbirlerinden büyüklük bakımından farklıdır.
Büyüklüklerine göre ilk 20 element ve sembollerin sırası şöyledir;
1. Hidrojen (H)
2. Helyum (He)
3. Lityum (Li)
4. Berilyum (Be)
5. Bor (B)
6. Karbon (C)
7. Azot (N)
8. Oksijen (O)
9. Flor (F)
10. Neon (Ne)
11. Sodyum (Na)
12. Magnezyum (Mg)
13. Alüminyum (Al)
14. Silisyum (Si)
15. Fosfor (P)
16. Kükürt (S)
17. Klor (Cl)
18. Argon (Ar)
19. Potasyum (K)
20. Kalsiyum (Ca)
· Bu 20 elementten başka günlük hayatta çok kullandığımız, fakat daha sonraki sıralarda bulunan bazı elementlerde şunlardır.
1. Demir (Fe)
2. Bakır (Cu)
3. Altın (Au)
4. Çinko (Zn)
5. Gümüş (Ag)
6. Kalay (Sn)
7. Kurşun (Pb)
8. Civa (Hg)
9. İyot (I)
· Uluslar arası bilim dili oluşturabilmek için ve hem de kolaylık sağlamak için elementler sembollerle gösterilir.
· Ayrıca kimyasal olarak ifade edilmesi gereken bazı olaylar (kimyasal tepkimeler) element sembolleri ile daha rahat ifade edilir.
Örneğin; suyun oluşmasını anlatan tepkimeye bakacak olursak; oksijen atomunun 2 hidrojen atomuna bağlanarak su molekülünün oluştuğunu görürüz.
Bu ifadeyi kimyasal denklem olarak gösterirsek,
O + 2H ---------- H2O Şeklinde gösteririz.
ÖRNEK: BeCl2 bileşiğinin oluşmasını anlatan tepkimeyi gösteriniz.
Çözüm: Bileşikte bir tane Be atomu, iki tane Cl atomu ile birleşmiştir. Bu olay kimyasal olarak şöyle gösterilir
Be + 2Cl ----------- BeCl2
ÖRNEK:
I. Bir tane H atomu, bir tane F atomuna bağlanarak HF molekülünü oluşturur.
II. Magnezyum atomu iki tane klor atomuna bağlanarak MgCl2 molekülünü oluşturur.
III. Bir tane azot atomuna 3 tane hidrojen atomunun bağlanmasıyla NH3 molekülü oluşur.
Yukarıda verilen olayları kimyasal denklemlerle gösteriniz.
Çözüm:
I.
II.
III.
· Madde, atom adı verilen taneciklerden oluşur.Atom maddenin yapı taşıdır.
· Atomun yapısında proton, nötron ve elektron bulunur.
Proton ve nötron atomun çekirdeğinde yer alır. Elektron ise çekirdek etrafında dolanır.
Atomu oluşturan tanecikler belli başlı özellikleri vardır.
· Proton: Atomun çekirdeğinde bulunur. (+) yüklü bir parçacıktır.
· Nötron: Atomun çekirdeğinde bulunur. Kütlesi hemen hemen protona eşittir. Elektrik yükü taşımaz. Yani yüksüz bir parçacıktır.
· Elektron: Atomun çevresinde çok büyük hızla dönen hareketli bir parçacıktır. Elektronlar çekirdek etrafında farklı enerji seviyelerinde dolanır.
· Atom çekirdeğinin çapı, atom çapının 100 binde biri kadardır.
· Atom çekirdeğinde yüklü olarak sadece protonlar bulunduğu için, atomun çekirdek yükü daima (+) artıdır.
Atom numarası:
· Bir element atomunun çekirdeğinde bulunan proton sayılarının toplamına, atom numarası adı verilir. Atom numarası Z ile gösterilir.
Z = p dir.
Kütle numarası:
· Bir atomun çekirdeğindeki proton ve nötron sayılarının toplamı, o atomun kütle numarasını verir. Kütle numarası A ile gösterilir.
Kütle numarası = Proton sayısı + Nötron sayısı
A = p + n
Nötr ve Yüklü Atom:
· Bir atomdaki proton ve elektron sayıları birbirine eşitse bu atoma nötr atom denir. Nötr atomda (+) ve (-) yükler birbirine eşittir.
Örneğin nötr karbon atomunda 6 proton 6 elektron vardır. Nötr atomda,
p = e dir.
· Atomlar elektron alıp verebilirler. Ancak çekirdekte bulunan proton ve nötronu alıp veremezler.
ÖRNEK: Nötr bir magnezyum atomunda proton sayısı 12, nötron sayısı 13 tür.
Bu atomun;
a. Elektron sayısı nedir?
b. Kütle numarası nedir?
Çözüm:
a. Nötr atomda elektron ve proton sayısı birbirine eşittir. O hâlde, p = e = 12 dir.
b. Kütle no = A = p + n
p = 12, n = 13 olduğuna göre, A = 12 + 13 = 25
(–) yüklü atom
· Eğer bir atom dışarıdan elektron alırsa, (–) yük sayısı (+) yük sayısından
fazla olur. Bu durumda atom (–) yüklü olur.
Flüor atomu 1e– alınca 10 elektronlu ve (–) yüklü olur.
(+) yüklü atom
· Eğer bir atom bir elektronunu kaybederse, (+) yük sayısı (–) yük sayısından fazla olur. Bu durumda atom (+) yüklü olur.
Örneğin nötr lityum atomunun 3 protonu 3 elektronu vardır. Lityum 1e Yorum (5) | Yorum yaz! | Bağlantı
· Evimize kadar gelen şehir elektriğine AKAN ELEKTRİK denir.
· Ayrıca cisimlerin proton, elektron sayıları dengesizliğinden kaynaklanan ve cisimlerin üzerinde bulunan bir elektrik türü daha vardır. Bu tür elektriğe DURGUN (STATİK) ELEKTRİK denir.
· Durgun elektrik iş yapmayan elektrik türüdür.
· Havanın bulutlarla kaplı olduğu zamanlarda bulutlar pozitif (+)yüklü durgun elektrikle dolar. Durgun elektriğe saçımıza sürttüğümüz tarakta, televizyon ekranında rastlayabiliriz.
· Bir maddenin üzerinde bulunan atomlarda proton ve elektronların sayıca dengesi vardır. Buna bağlı olarak maddenin bütününde de proton-elektron dengesi bulunur. Bu durumdaki cisimlere NÖTR CİSİMLER denir.
· Bu elektron ve elektron dengesi bozulabilir. Bu bozulmanın sonucunda protonlar fazla durumda ise pozitif(+),elektronlar fazla ise negatif (-) yüklenmiştir.
· Bir cismin durgun (statik) elektrikle yüklenebilmesi için üç değişik yöntem vardır. Bunlar;
-
Sürtünme
-
Dokunma
-
Etki
Sürtünme İle Elektriklenme:
Ø Bazı nötr cisimler birbirine dokundukları zaman yük alış verişinde bulunurlar.Bunun sonucunda maddelerin nötr hali bozulur ve cisimlerden birisi (+) , diğeri ise (-) ile yüklenir.
Ø Cisimleri birbirine sürttüğümüz için temas yüzeyi daha da fazlalaşır ve yük alış verişi de yüzeylerde gerçekleştiğinden yüklenme miktarı da artar.
Ø İki tane cismi birbirine sürttüğümüzde sürtünen cisimler arasında elektron geçişi olur ve elektron kaybeden (+) , kazanan (-) yükle yüklenir.
Örneğin; yün kumaş ile ebonit (plastik) çubuk birbirine sürtüldüğünde yün kumaş pozitif (+),ebonit çubuk negatif (-) yükle yüklenir.
Ø Aynı şekilde cam çubuk ile ipek kumaş da birbirine sürtüldüğünde ipek kumaş negatif (-),cam çubuk ise pozitif (+) yükle yüklenir.
Dokunma İle Elektriklenme;
Ø Bu tür elektriklenmede, cisimler arasında elektron geçişi bittikten sonra iki cisimde aynı cins yükle yüklenir.
Örneğin;
Nötr bir cisme (+) yüklü bir cisim dokundurulursa son yük durumunda her ikisi de (+) yüklenir. Eğer (+) ve (-) yüklü cisimler birbirine dokundurulursa cisimlerin yük miktarına bakılır. Eğer yük miktarları eşitse son durumda her ikisi de nötr olur.
Eğer (-) miktarı fazlaysa son durumda her ikisi de (-), (+) miktarı fazlaysa son durumda her ikisi de (+) yüklü olur.
Etki İle Elektriklenme:
Ø Nötr (yüksüz) bir cisme (-) veya (+) yüklü bir cisim yaklaştırıldığında nötr cismin yük düzeni bozulur. Örneğin; yaklaştırılan cisim (-) yükle yüklü ise nötr cismin yaklaştırılan cisme yakın olan kısmı (+),uzak olan kısmı (-) yüklenir. Bu elektriklenme şekli geçicidir, zira elektriklenmeye neden olan yüklü cisim uzaklaştırıldığında nötr cisim uzaklaştırıldığında nötr cisim eski durumuna geri döner. Etki ile elektriklenmenin kalıcı olmasını istiyorsak aşağıdaki şekilde gösterilen düzeneği kurmalıyız.
Ø Etki ile elektrik yükleyeceğimiz cismi bir iletken tel ile toprağa bağlarız (topraklama).Daha sonra yüklü bir cismi (bu örnekte (-) yüklü) bu düzeneğe yaklaştırırız. Yüklü cismin sayesinde yükleyeceğimiz cismin elektronları yer değiştirir ve kaçabilecekleri en uzak noktaya (toprağa) kaçarlar.(-) yüklü cismimizi uzaklaştırmadan, yüklenecek cismin toprakla bağlantısını kestiğimizde ve negatif yüklü cismi uzaklaştırdığımızda cismin (+) yüklendiğini görürüz.
Ø Bu olay bize aslında hareket halindekilerin sadece (-) yükler(elektronlar) olduğunu,(+) yüklerin yani protonların yer değiştirmediğini gösterir.
Ø
(+) yüklü bir cismi nötr bir cisme dokundurduğumuzda, nötr cisimden (+) yüklü cisme doğru (-) yük akışı olur. Bu elektronlar (+) yüklü cismin (+) yüklerinin bir kısmını nötrleştirirler, yani ilk cisimde (+) yük azalır. Bu arada nötr cisim (-) yük kaybettiğinden kendi tarafındaki proton sayısı elektron sayısından fazla hale gelir, dolayısıyle (+) yüklenir.
Yüklü Cisimlerin Etkileşimleri:
v
Aynı yükle yüklenmiş iki cisim
birbirlerini iter.
v Farklı yüklerle yüklenmiş cisimler birbirini çeker.
v Yüklü cisimler nötr cisimleri çeker.
Topraklama:
Þ Dünyamız çok büyük nötr bir cisimdir. Diğer cisimlerle karşılaştırıldığında büyüklük farkı çok fazla olduğundan toprak, kendisine temas eden veya iletken bir tel yardımıyla bağlanan tüm yüklü cisimleri nötrleştirir. Bu olaya TOPRAKLAMA denir.
Þ (-) yüklü bir cismi toprağa bağladığımızda cismin üzerindeki (-) yükü oluşturan serbest elektronlar iletken tel aracılığı ile toprağa akar. Böylece cisimde elektron, proton dengesi tekrar sağlanır ve cisim nötr hale gelir.
Þ (+) yüklü bir cisim toprağa bağlanmıştır. Bu durumda topraktaki serbest elektronlar, cisme doğru hareket ederek cisimdeki yük dengesini tekrar sağlar ve cisim nötr hale geçer.
Dikkat ederseniz her iki olayda da
hareket eden yüklü tanecikler elektronlar yani (-) yüklerdir.
Elektroskop:
Elektroskop, bir cismin yüklü olup olmadığını, eğer yüklüyse hangi tür ile yüklendiğini anlamamızı sağlayan bir düzenektir.
ELEKTRİK DEVRELERİ
·
Üreteçten
çıkan akımın alıcı üzerinden geçerek tekrar üretece ulaşması için izlediği yola
ELEKTRİK DEVRESİ denir.
·
Basit
bir elektrik devresi Elektrik enerjisi ile çalışan herhangi bir aygıtın
çalıştırılabilmesi için, içinden sürekli akım geçmesi gereklidir. Bu da ancak
aygıtın devresine bağlanan elektrik enerji kaynağı (pil, akü, batarya,
alternatör vb.) ile temin edilir.
·
Üreteç,
direnç ve iletken tellerden oluşur.
·
Üreteç
devreye elektrik enerjisi sağlayan araçtır.( pil, akü, batarya, alternatör)
·
Direnç
ise elektrik akımına karşı direnen yani elektrik geçtiğinde ısınan
iletkendir.(Ampul teli, elektrik sobası rezistansı…)
·
İletken
teller direnci olmayan iyi iletkenlerdir (kablolar).Üzerinden akım geçtiğinde
ısı kaybı çok azdır.
Basit Elektrik Devresi Elemanları;
Üreteç:
»
Herhangi
bir enerjiyi (kimyasal, mekanik, ısı, ışık),elektrik enerjisine dönüştüren
devre elemanına ÜRETEÇ veya KAYNAK denir. Kısaca elektrik enerjisi üreten
devre elemanıdır.
Anahtar:
»
İstenildiği
zaman elektrik akımının geçişini sağlayan, istenildiği zaman akımın geçişini
durduran devre elemanıdır.
Devreyi açıp kapamaya yarar.
Anahtar açıkken devre akımını geçirmez,
ancak anahtar kapalıyken devre akımını iletir.
İletken:
»
Elektrik
devre elemanlarının birbirine bağlantısını yapan ve elektrik akımını ileten
metal tellere (bakır, alüminyum vb.)İLETKEN veya KABLO denir.
Alıcı
(Direnç) :
»
Aldığı
elektrik enerjisini başka bir enerjiye dönüştüren devre elemanına ALICI
veya ALMAÇ
denir. ÖRNEĞİN; elektrik enerjisini, lamba ışık enerjisine; fırın ısı enerjisine;
zil ses enerjisine; motor hareket enerjisine dönüştürür.
»
Elektrik
akımına karşı direnen, yani akım geçtiğinde ısınan iletkenlere DİRENÇ
denir.
»
Bir
telin direnci kalınlığına, uzunluğuna ve öz direncine bağlıdır.
»
Bir
dirençli tel (örneğin lamba) pile bağlandığında, direncin uçları arasında
potansiyel farkı oluşur. Bu potansiyel farkına direncin gerilimi de denir.
»
Direncin
geriliminin, üzerinden geçen akıma oranı, sabittir ve o direncin değerini
verir.
Elektrik Akımı:
»
Elektrik
yüklerinin hareketine ELEKTRİK AKIMI denir.Eğer yüklü parçacıklar
(elektron,protonlar,iyonlar….) hareket ediyorsa elektrik akımı var demektir.Elektrik
yükleri katı cisimlerde (kablolarda) elektronların hareketi ile oluşur.
»
Katı
iletkenlerin içindeki pozitif yükler hareketsizdir. Sıvılarda ve gazlarda ise
hem pozitif hem de negatif iyonlar hareket eder. Fakat her durumda akımın
yönü,(+) pozitif yüklerin yönü veya (-) negatif yüklerin hareket yönünün tersi
olarak alınır.
Elektrik
Devre Çeşitleri:
Elektrik
devreler, devreden geçen akımın alıcıdan geçmesine göre;
Açık
Devre,
Kapalı
Devre ve
Kısa
Devre olarak adlandırılır.
Açık Devre;
Eğer
bir devrede anahtar açık olduğundan veya akım yolunda bir kopukluk olduğundan
üreteçten almaca elektrik aktarılamıyorsa bu devrelere AÇIK DEVRE
denir. Alıcı çalışmaz.
Basit makineler enerji yaratmazlar. Enerjinin korunumu ilkesine göre bir makine kendisine verilenden daha fazla miktarda iş çıkışı sağlayamaz. Makineler çalışırken bir takım sürtünmelere maruz kaldıklarından dolayı ortaya çıkan iş giren işten daha küçüktür. Bir makineden alınan verim, giriş işin çıkış işine dönüştürme derecesinin ölçüsüdür. Bu ifadeyi formülle ifade edecek olursak;

Bir makine eğer yüzde yüz verimle çalışabilirse bu tip makinelere ideal makine denir. Fakat bu tür makine henüz yapılamamıştır.
Makineleri en fazla yararlı olduğu durum, herhangi bir enerji yaratamamalarına rağmen giriş kuvvetini büyültebilmeleridir. Basit makinelerin kuvvetleri artırabilme özelliğine mekanik yarar denir. Eğer F0'a makinenin kuvvet çıkışı, F1'e de giriş kuvveti dersek gerçek mekanik yarar (GMY) formülü şöyle olacaktır:

Kaldıraçlar
İş yaparken kullanılan metal, tahta veya buna benzer malzemelerden yapılan çubuklara kaldıraç denir. Günlük hayatta kullandığımız birçok kaldıraç vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Makas, el arabası, keser, kalas, gazoz açacağı.
Bir kaldıraç farklı kısımlardan meydana gelir. Kaldıraçta çubuğun dayandığı noktaya destek noktası, yükün bulunduğu yerden desteğe olan uzaklığa yük kolu, uygulanan kuvvetin desteğe olan uzaklığına kuvvet kolu denir. Kaldıraçlar farklı tiptedirler. Destek noktası ortada kuvvet ve yükün farklı uçlarda olduğu kaldıraç tipine birinci tip kaldıraçlar, destek noktası bir uçta yük ortada ve kuvvetin diğer uçta olduğu kaldıraçlara da ikinci tip kaldıraç denir. Birinci tip kaldıraçlara örnek olarak; makas, tahterevalli, eşit kollu terazi, ikinci tipe ise el arabası, fındık kıracağı verilebilir.

Kaldıraçların yaptığımız işte bize bir takım kolaylıklar sağladığını ifade etmiştik. Kaldıraç kullanılması ile büyük yükleri daha küçük kuvvet kullanarak yapabiliriz. Üstelik bazı işleri yapmak için bu tip araçlara gereksinim duyarız. Bilim adamının dediği gibi "Bana bir kaldıraç verin, dünyayı yerinden oynatayım" ifadesi abartılı olsa bile kaldıraçlar birçok işi daha kolay yapmaya yarar. Gazoz kapağını elimizle açmak yerine açacak kullanma, vidayı çıkarmak için anahtar kullanma, bir arabayı kaldırmak için kriko kullanma direkt yapılması çok zor işlemlerdir. Bunun için bu tip araçlar kullanırız.
Kaldıraç kullanmanın bir takım kuralları vardır. Eğer uygulanan kuvvet desteğe ne kadar uzak olursa o kadar az kuvvet uygulanır. Bu ifadeyi formülleştirecek olursak;
Kuvvet x Kuvvet kolu = Yük x Yük kolu
F1 x a1 = F2 x a2
Bir iş yaparken kaldıraç kullanmaktaki amaç işi kolaylaştırmaktır. Kaldıraçlar yardımı ile küçük kuvvetlerle büyük yükler kaldırılır fakat işten kazanç sağlanmaz. Kaldıraçlarla ilgili bir örnek verilecek olursa; 200 cm uzunluğundaki bir çubuğun bir ucunda 800 N ağırlığında bir yük vardır. Bu uçtan 40 cm uzaklıkta bir destek bulunmaktadır. Çubuğun diğer ucundan ne kadar büyüklükte kuvvet uygulanırsa bu yük kaldırılabilir?
Bu problemi çözmek için kullanılacak formül; F1 . a1 = F2 . a2 olacaktır. Formülde rakamları yerine koyduğumuzda
F1 . 160 = 800 . 40 F1 = (800 . 40) / 160 F1 = 32000 / 160 F1 = 200 N şeklinde olacaktır. Görüldüğü gibi yapılan işte elde edilen kazanç yükün 1/4 kadardır. Eğer kuvvet kolu daha uzakta olsa idi daha fazla kuvvet kazanılacağını deneyerek yapabilirsiniz?
Makaralar
Makaralar da iş yaparken bir takım kolaylıklar sağlayan basit makinelerdendir. Günlük yaşamda en fazla gördüğümüz şekliyle inşaatlarda harç, tuğla ve diğer yapı malzemelerini taşımak için kullanılmaktadır. Makaralar değişik tiplerden oluşmaktadır. Sabit, hareketli ve palanga makaralar olarak kullanılmaktadır.
Sabit Makaralar
Bir yere monte edilmiş şekilde kullanılan makaralardır. Kullanımda kuvvetin yönünü değiştirme özelliği vardır. Bu makaralar kuvvetten kazanç sağlar. Yükü kaldırmak için yüke eşit bir kuvvet kullanılır. P yükünü kaldırmak için ipin ucunu h kadar çekmek gerekir. Bu işlemde yükün kazanacağı enerji, kuvvetin yaptığı işe eşit olacağından formül şu şekilde oluşur;
P x h = F x h ise P = F olacaktır. Yani kuvvet = yük'tür. Sabit makaralarda kuvvetten ve yoldan kazanç yoktur.
Hareketli Makaralar
Hareketli makaralar, yükün makaranın eksenine asıldığı sistemlerdir. İpin bir ucu tavana asılır diğer uç ise kuvvet kullanılacak olan uçtur. Bu sistemde yük ve makara birlikte yükselir veya alçalır. Hareketli makaralarda yükü kaldırmak için uygulanacak kuvvet yükün yarısına eşdeğerdir. Yani F = P/2 şeklinde formülleştirilebilir. Hareketli makaraya bağlı olan bir yükü kaldırmak için ipi 2h kadar çekmek gerekir. Hareketli makaralarda enerjiden kazanç sağlamaz. Çünkü yük kuvvetin yaptığı iş kadar enerji kazanmaktadır.
Hareketli makaralar, sabit makaralarda olduğu gibi kuvvetin yönünde değişiklik meydana getirmez. Sabit makara ile kaldıramadığımız birçok yükü hareketli makaralar ile kaldırabiliriz. Örneğin 10 N'luk bir yükü kaldırmak için 5 N kuvvet uygulamak yeterlidir. Fakat yükü 2 metre yükseğe çıkarmak için 4 metre ip kullanmak gerekmektedir.
Palanga
Hareketli ve sabit makaraların birlikte kullanıldığı sistemlerdir. Palangalar hem kuvvetten kazanç sağlar hem de uygulanan kuvvetin yönünü değiştirir. Palangalar ile çok büyük kuvvetleri hareket ettirmek mümkündür. Bir palangada ne kadar çok ip ve makara kullanılırsa uygulanacak kuvvet de o kadar artacaktır. Palangaların kaldıracağı kuvvet miktarını belirlemek için bu sistemde kullanılan ip sayıları ile makaraların toplam yükü ile taşınacak yükün toplamı hesaba katılır. Bu ifadeyi formülleştirecek olursak;
Kuvvet = Toplam yük / İp sayısı yani F = P / n diyebiliriz.
EĞİK DÜZLEM
Farklı malzemeler yapılan ve yere belirli bir açı ile yerleştirilen düzeneklerdir. Bir eğik düzlem oluşturmak için bir kalasın bir ucunu yere diğer ucunu 10-20 cm yukarıya kaldırmak yeterlidir. BU sistem basit bir eğik düzlemi meydana getirir.

Eğik düzlem sistemini bir formül ile ifade edecek olursak; yükü P ile, uygulanacak kuvveti F ile sürtünmesiz eğik düzlemin uzunluğunu L ile ve Eğik düzlemin bir yere dayalı olan ucunu h ile ifade ettiğimizde F x L = P x h formülü ortaya çıkacaktır. Bu formülü açıklayacak olursak; Uygulanan kuvvet ve eğik düzlemin uzunluğu, P x h kadar iş yaparlar. Eğik düzlemde işten kazanç olmaz, kuvvetten kazanç olur.
Eğik düzlem sisteminde kuvvetin yüke olan oranı, eğik düzlemin yüksekliğinin eğik düzlemin boyuna olan oranına eşittir. Yani
![]()
Eğik düzlem üzerindeki yük h kadar yükseldiğinde Ep = P x h kadar potansiyel enerjiye sahip olur. Bu durumda kuvvet F x L kadar bir iş yapma durumundadır.

Dişli Çarklar ve Çıkrık
Çıkrık
Çıkrıklar, aynı eksen etrafında birlikte dönebilen iki veya daha fazla silindirden meydana gelirler. Bu sistemde yük küçük çaplı silindire bağlı iken kuvvet çapı büyük olan silindire etki eder. Çıkrıklar, kuyulardan su çekmek, tekstil fabrikalarında tezgahlarda ve eskiden yün eğirmek amacı için sıklıkla kullanılan basit makinelerdir.
Çıkrıkların çalışma sisteminde kuvvet ve yük arasındaki ilişkiyi göstermek için kuvvet ile çıkrık kolunun çarpımı, yük ile küçük silindirin yarı çarpımına olan eşitliğinden yararlanılır. Yani
![]()
Çıkrık sisteminde çıkrık kolu, küçük silindirin yarı çapından büyük olduğundan, uygulanan kuvvet yükten daha küçük olur. Yani çıkrıklarda kuvvetten kazanç sağlarlar ama işten ve enerjiden kazanç olmaz.

Çıkrık koluna uyguladığımız kuvvet, çıkrığın dönmesini sağlar. Bu dönme esnasında ip kovanın asılı olduğu küçük silindire dolanır ve yük yukarı doğru çıkar. Yukarıdaki formülden de çıkarılabileceği gibi çıkrıkta kuvvetle yükün oranı 1'den küçük olduğundan daha küçük kuvvetlerle büyük yükler kaldırılabilir. Çıkrıklarda diğer basit makinelerde olduğu gibi kuvvetten kazanç sağlanırken iş veya enerjiden kazanç sağlanmaz.
Dişli Çarklar
Bazı sistemlerde birden daha fazla çıkrığın bir arada kullanılması gerekmektedir. Çünkü yük tek çıkrıkla kaldırılamayacak kadar büyük olabilir veya sistem daha rahat çalışır. Dişili çarklarda kuvvetten kazanç yanında hareketin yönünün değiştirilmesi gerçekleşmektedir. Bu sistemde bir çıkrığa uygulanan kuvvet diğer çıkrığa aktarılır ve dönme sağlanır. Bu tip basit makinelere örnek olarak bisikletler, dikiş makineleri, vinçler, saatler, taşıtlar verilebilir.

Yukarıdaki örnekte ilk çark saat yönünün tersine doğru döndürülürse ikinci çark saat yönünde dönecektir. Bu çarka bağlı olan diğer çark da yine saat yönüne ters istikamette dönecektir. Bu şekilde birçok çark birbirine bağlanarak sistemler oluşturulur ve hareketin yönü değiştirilerek daha az kuvvet ile iş yapma imkanı doğar.

Bir sistemdeki çarklardan bir tanesini yarıçapı diğer çarkın 5 katı ise yarı çapı büyük olan 1 devir yaparken yarı çapı küçük olan 5 devir yapar. Bir çark sisteminde r1 yarıçaplı çarkın devir sayısına n1 denilirse, yarıçapı r2 olanın devir sayısı n2 olacaktır. Bunu formülleştirecek olursak şu şekilde olacaktır:
![]()
Dişli çarklarla büyük yükleri daha küçük kuvvetler kullanarak kaldırma imkanımız vardır. Bu basit makinelerde kuvvette kazanç sağlarken enerji veya işte kazanç sağlamazlar.
Kama ve Vida
Uçları üçgen bir şekilde olan ve baltaya benzeyen cisimlere kama denir. Bu basit makineler metalden veya tahtadan yapılırlar ve kesicidirler. Bir nesne kesilmek istendiğinde kamanın keskin ucu bu noktaya konulur ve üst kısmına sert bir cisimle vurularak basınç oluşturulur böylece nesne kesilir.
Vida ise yine metal veya tahtadan yapılan ve bazı cisimleri birbirine tutturmak veya monte etmek amacı için kullanılan basit makinelerdir. Vidalar üst kısımlarındaki yarıklara tornavida sokularak döndürülür ve istenilen kısımlara tutturulur. Birçok eşyanın ve aracın bir araya getirilmesinde vidalar kullanılır.

Enerjinin korunumu ikesine göre; vida başının yaptığı iş, ucunun yaptığı işe eşittir:
Vida 1 tur attığında vida ucu zeminde a kadar yol alacağından;
F x (2πr) = N. a
r: Vida başının yarıçapı(kuvvet kolu)
a: Vida adımı (ardışık iki diş arası uzaklık)
N: Zeminin tepki kuvveti
Tekerlek
Cisimleri daha kolay ve rahat hareket ettirmek için ilk geliştirilen araçlardan bir tanesi tekerleklerdir. Tekerleğin icadı ile cisimlerin taşınması daha kolaylaşmış ve bu icat birçok yenilik getirmiştir. Hayatımızdaki birçok cisimde tekerlekler kullanılır. Elektrik süpürgeleri, bisiklet, arabalar, masalar farklı biçimlerde tekerlekler kullanılarak üretilen araçlardır. Tekerleklerde, birçok aracın çalışmasında gücün ve hareketin iletilmesi için kayışlardan faydalanılır.
Tekerleklerin bazılarının yüzeyleri düz iken bazılarının dişlilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu dişliler zemin ile tekerlek arasındaki sürtünme miktarını artırarak aracın daha kolay kontrol edilmesini sağlar. Dişli olmayan tekerleklerin sürtünmesi düşük olacağından araç durdurulmak istendiğinde güçlük çekilmektedir. Arabalarda kışın daha derin dişlilere sahip tekerlekler kullanılır. Neden?
MADDENİN
TANECİKLİ YAPISI
A.
MADDENİN YAPI TAŞLARI: ATOMLAR
B.
ELEMENTLER, BİLEŞİKLER, MOLEKÜLLER
C.
FİZİKSEL VE KİMYASAL DEĞİŞİMLER
D.
MADDENİN HALLERİ VE TANECİKLİ YAPI
A. MADDENİN YAPITAŞLARI
A T O M L A R
>
Kütlesi
olan ve boşlukta yer kaplayan her varlığa madde
denir.
Dünyadaki
canlı ve cansız bütün varlıklar maddedir.
>
Maddeyi
duyu organlarımızla tanır ve değerlendiririz.
>
Doğadaki
maddeler KATI-SIVI VE GAZ olmak üzere üç Fiziksel halde bulunur.
>
Maddeyi
oluşturan tanecikler arasındaki boşluk miktarı, maddenin fiziksel haline göre
değişir.
>
Maddelerin
sıkışabilme özelliği tanecikler arasındaki boşluk miktarına bağlıdır.
>
Gaz
halindeki maddelerin tanecikleri arasındaki boşluk miktarı oldukça fazladır. Bu
nedenle gaz halindeki maddeleri sıkıştırdığımızda, tanecikleri arasındaki
boşluğu azaltmış oluruz.
>
Katı
ve sıvı haldeki maddelerin tanecikleri arasındaki boşluk fazla olmadığından
kolaylıkla sıkıştırılamazlar. Ancak sünger, pamuk ve yün gibi katı maddelerin
arasında hava bulunmasından dolayı sıkıştırılabilirler.
>
Maddelerin
sıkışabilme özelliğinden günlük hayatımızda pek çok alanda yararlanırız.
Örneğin;
yangın söndürücüleri, mutfak tüpleri, deodorantlar, araba ve bisiklet lastikleri,
toplar sıkıştırılmış hava içerir.
>
Katı
ve sıvı maddelerde taneciklerden oluşmuştur.
>
Katı
ve sıvı maddeleri oluşturan birimler arasındaki uzaklıklar gaz hale göre
oldukça azdır. Bu nedenle katı ve sıvılar sıkıştırılamaz kabul edilir.
Özet
olarak;
·
Bütün
maddeler daha küçük taneciklerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur.
·
Bütün
maddelerin tanecikleri arasında boşluklar bulunur.
·
Bir
maddenin katı halinin tanecikleri arasındaki uzaklık en az,gaz halinin
tanecikleri arasındaki uzaklık ise en fazladır.
MADDE NEREYE KADAR BÖLÜNEBİLİR?
Bütün maddeler
atom denilen gözle görülemeyecek kadar küçük parçaların bir araya gelmesiyle
oluşur. Atom ancak elektron mikroskobuyla görülebilir.
>
Atom
kelimesi Yunanca bölünemeyen anlamına gelir. Günümüzde atomdan küçük
parçacıkların bulunduğu bilinmesine karşılık bu terim halen kullanılmaktadır.
>
Atomlar
küresel yapıya sahiptir.
>
Her
maddenin atomu diğerlerinden farklıdır.
>
Canlının
en küçük yapı birimi olan hücreler trilyonca atomun bir araya gelmesiyle
oluşmuştur.
>
Atomu
parçalamak için çok yüksek enerji gerekir ve atomun parçalanmasıyla çok yüksek
enerji açığa çıkar.
ATOMUN
TARİHTE YOLCULUĞU;
v
MÖ 5
yüzyılda Demokritos, Epikür ve çağdaşları olan birçok bilim adamı maddenin
sonsuza kadar bölünemeyeceğini savunuyordu. Demokritos bütün maddelerin yapı
taşının aynı olduğunu öne sürdü.
v
Aristo
maddelerin temelde 4 elementten oluştuğunu düşünüyordu. Bu dört elementin hava, toprak, ateş, su olduğunu söyledi.
Aristo, dönemin en etkili düşünürü olduğu için maddenin yapı taşları ile ilgili
öne sürdüğü bu fikirler çok uzun süre hiç tartışılmadan doğru kabul edildi.
v
19.yüzyılın
başlarında İngiliz bilim adamı John Dalton maddelerin küresel atomlardan
oluştuğunu söyledi. Bu şekilde yüzyıllarca unutulan atom fikri tekrar gündeme geldi.
Dalton atomun bölünemeyeceğini savundu.
v
J.J. Thomson,
atomun yapısı ve atomun içeriğindeki parçacıklar ile ilgili çalışmalar yürüttü
ve kendi adıyla anılan bir atom modeli geliştirdi.
v
E.Rutherford,
atomla ilgili yaptığı deneysel çalışmalarla atomun içeriği ile ilgili pek çok
konuyu aydınlattı.
v
Madam Curie,
eşiyle birlikte Polonyum ve Radyum elementlerini keşfetti.
v
1971
yılında atomun parçalanabileceği ispatlandı.
v
1988’de
gelişmiş elektron mikroskobu ile atom yüzeyine ait ilk görüntüler elde edildi.
Atomla ilgili bugün sahip olduğumuz bilgiler ve fikirler yüzyıllar boyu yapılan bu çalışmalarla geliştirilmiştir.
ELEMENTLER-BİLEŞİKLER-MOLEKÜLLER
Maddelerin içyapıları
incelendiğinde bazılarının tek bir cins atomdan oluştuğu, bazılarının farklı
atomların bir düzen içinde bir arada bulunmasıyla oluştuğu, bazılarının ise farklı
atomların gelişigüzel şekilde bir arada bulunmasıyla oluştuğu gözlenir.
Madde içyapısındaki
taneciklerin yapısına göre temelde iki gruba ayrılır.
Saf Madde: Tek
cins tanecik içeren maddelerdir. Saf maddelerin kendi özelliklerini gösteren en
küçük yapı birimi atom veya moleküldür.
Molekül;
Aynı veya farklı atomların birleşmesiyle oluşan yapılara molekül denir.
· Saf madde tek bir atomdan oluşabileceği gibi birden fazla atomdan da oluşabilir.
· Saf maddeler atomik veya moleküler yapıda olabilir.
· Moleküller aynı cins atomların birleşmesiyle oluşabileceği gibi farklı cins atomların birleşmesiyle de oluşabilir.
Saf maddeler ikiye ayrılır.
Element: Aynı cins atomlardan oluşan saf maddelerdir. Her elementin atomu diğerlerinden farklıdır. Bazı elementler doğada tek atomlu olarak bulunurken, bazı elementler molekül yapılıdırlar.
Aşağıdaki madde örneklerini ve özelliklerini inceleyelim;
Bileşik: Farklı cins atomların birleşmesiyle oluşan saf maddelerdir. Bileşiklerin özelliklerini gösteren en küçük birimi moleküldür.
Aşağıdaki madde örneklerini ve özelliklerini inceleyelim;
FİZİKSEL VE KİMYASAL OLAYLAR
Maddedeki değişimleri temel olarak iki grupta incelenir;
a- Fiziksel değişmeler,
b- Kimyasal değişimler.
a- Fiziksel Değişim: Maddenin sadece görünümünün değiştiği madde türünün değişmediği olaylardır.
Fiziksel değişimlerde maddenin tanecik yapısı değişmez.
· Buz, su ve su buharı aynı maddeye ait madde örnekleridir. Buzun suya dönüşmesi veya suyun su buharına dönüşmesi olayları fiziksel olaylara örnektir.
· Fiziksel olaylar genellikle tersinirdir. Yani madde basit işlemlerle tekrar eski görünümüne dönüştürülebilir. Ancak geri dönüştürülemeyen fiziksel olaylarda vardır.
Örneğin; yumurtanın kırılması fiziksel olaydır. Ancak geri dönüşümü yoktur.
- Küçük parçalara ayrılma,
- Hal değişimleri
- Bileşiklerin suda çözünmesi olayları fiziksel olaylara örnektir. Bu olaylar gerçekleşirken maddenin türü değişmez.
b- Kimyasal Değişim: Maddenin hem görünümünün hem de içyapısının değiştiği olaylardır.
Kimyasal değişime
uğrayan maddenin tanecik yapısı değişir. Yeni madde veya maddeler oluşur.
HANGİLERİ SAF
MADDE-HANGİLERİ KARIŞIM
KARIŞIM ( Saf Olmayan Madde )
· Tek tür tanecik içermez. Yapısında en az iki tür atom varDIR.
· Bileşenlerinin özelliklerini gösterir. Örneğin; Tuzlu su.
· Karışımlar kendini oluşturan maddelere basit işlemler sonucu ayrışır.
Örneğin; tuzlu suyun buharlaştırılması.
· Bazı karışımların görüntüleri saf olmadıklarını belli eder. Bazı karışımların ise saf olmadıkları içerdikleri taneciklerin türüne bakmadan anlaşılamaz.
Örneğin; kumlu suya baktığımızda bunun bir karışım olduğunu hemen anlarız.
Tuzlu suya baktığımızda içindeki tuz taneciklerini göremediğimizden saf veya karışım olduğuna karar veremeyiz. Bu nedenle tanecik yapısına bakmamız gerekir.
· En az iki maddenin birleşmesiyle meydana gelen fiziksel olaylarda karışım elde edilir.
· Maddelerin birleşerek yeni bir madde oluşturduğu kimyasal olaylarda saf madde elde edilir.
MADDENİN
HALLERİ VE TANECİKLİ YAPI
ü Maddenin tanecikleri arasındaki boşlukların fazla olması tanecikler arası etkileşimin az olduğu anlamına gelir.
ü Maddenin tanecikleri arasındaki boşlukların az olması tanecikler arası etkileşimin fazla olduğu anlamına gelir.
MADDENİN HALLERİ
Maddeler,
1. Katı
2. Sıvı
3. Gaz olmak üzere üç fiziksel halde bulunur.
1. Katı Hal:
Ø Tanecikleri arasında çok az boşluk bulunur.
Ø Taneciklerinin sıkıca kenetlenmiş olması katılara belirli hacim ve şekil kazandırır.
Ø Sıkıştırılamaz.
Ø Tanecikler bir yerden başka bir yere diğerlerinden bağımsız hareket edemez.
Ø Sıcaklık artırıldığında taneciklerin sahip olduğu enerjide artacağından titreşim hareketi artar.
Ø Maddenin en düzenli halidir.
2.
Sıvı Hal:
Ø Tanecikleri arasındaki boşluklar katı hale göre daha fazladır.
Ø Sıkıştırılamaz.
Ø Sıvı tanecikleri birbirinin üzerinden kayarak yer değiştirebilir. Bu durum sıvılara akışkanlık özelliği kazandırır.
Ø Sıvılar sıkıştırılamaz olduğu için belirli bir hacme sahiptir. Ancak akışkan oldukları için belirli bir şekilleri yoktur. Konuldukları kabın şeklini alırlar.
Ø Sıvı tanecikleri titreşim ve öteleme hareketi yapar.
3.
Gaz Hal:
Ø
Tanecikleri
arasındaki boşluklar katı ve
sıvı hallere göre oldukça fazladır.
Ø
Tanecikleri birbirinden bağımsız hareket eder.
Ø
Sıkıştırılabilir.
Ø
Belirli hacmi ve şekli yoktur. Konulduğu kabın
hem hacmini hem şeklini alır.
Ø
Gaz tanecikleri çok kolay yer
değiştirebildikleri için gazlar akışkandır.
Ø
Tanecikler hem titreşim hem de öteleme yapar.
Ø
Maddenin en yüksek enerjili ve en düzensiz
halidir.
Maddenin şekil almış haline CİSİM denir. Belirli şekle sahip olma sadece katı haldeki maddelere özgü olduğundan bütün cisimlerin fiziksel hali katıdır.
Genleşme; ısıtılan maddenin tanecikleri arasındaki uzaklığın artması sonucu maddenin hacminin büyümesidir. Aynı maddenin katı, sıvı ve gaz haldeki üç ayrı örneğine eşit ısı verildiğinde genleşme miktarı en fazla olan gazdır.
HAL DEĞİŞİMİ
Maddenin sıcaklık veya basınç değişimi sonucunda bir fiziksel halden başka bir fiziksel hale geçmesine hal değişimi denir.
Hal değişimi sonucunda maddenin tanecik yapısı değişmez. Bu nedenle hal değişimi fiziksel bir olaydır.
EKSTRA
Katı halden sıvı hale geçmeye erime, sıvı halden katı hale geçmeye donma denir.
Saf maddelerin belirli erime ve donma noktaları vardır. Aynı madde için donma ve erime aynı sıcaklıkta gerçekleşir. Örneğin normal basınçta buz 0° de erir, su 0° de donar.
Maddenin sıvı halden gaz hale geçmesine buharlaşma, gaz halden sıvı hale geçmesine yoğunlaşma denir.
Saf sıvının ısıtıldığında tamamının gaz hale geçtiği sıcaklığa kaynama noktası denir. Aynı madde için kaynama ve yoğunlaşma aynı sıcaklıkta genleşir.
Örneğin; Normal basınçta su 100° de kaynar, su buharı 100° de yoğunlaşır.
Bitkiler de
tüm canlılar gibi beslenir, gelişir ve ürerler. Çiçekli bitkilerin üreme
organları çiçektir. Çiçekli bitkilerde üreme eşeyli olarak gerçekleşir. Tohum
ilerde gelişecek olan bitkinin küçük bir taslağını yani embriyonu taşır.
Çiçekli bitkilere aynı zamanda tohumlu bitkiler de denir.
|
ÇİÇEKLİ BİTKİLER |
ÇİÇEKSİZ BİTKİLER |
|
1
– Üreme organı olan çiçek vardır. |
1
– Çiçekleri yoktur. |
|
2
– Kök, gövde ve yaprakları vardır. |
2
– Kök, gövde ve yaprakları yoktur veya iyi gelişmemiştir. |
|
3
– Gövde ve yapraklarında iletim boruları vardır. |
3
– Eğrelti otu hariç iletim boruları yoktur. |
|
4
– Eşeyli üreme ile çoğalırlar. |
4
– Eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalırlar. |
Tablo-1: Çiçekli bitkiler ile çiçeksiz bitkiler arasındaki farklar
Tohumlarına göre iki gruba ayrılır.
1) Açık
Tohumlular
2) Kapalı
Tohumlular
1) AÇIK
TOHUMLULAR
Açık
tohumlulara kozalaklılar da denir. Çünkü
meyveleri kozalak şeklindedir. Tohumları meyvenin içinde saklı olmayıp, kozalak
pulları üzerinde bulunan odunsu bitkilerdir. Odunsu bitki olduğu için düzenli
iletim demetleri ve kambiyum vardır. Çok yıllıktırlar. Her zaman yeşildirler ve
çoğu iğne yapraklıdır. Ormanları oluşturan ağaçların başında iğne yapraklılar
gelir. İğne yapraklı olanları çiçek tozu üretir ve tohumların kozalaklarında
taşır. Açık tohumlulara şu bitkileri örnek verebiliriz;
Köknar,
ladin, ardıç en tanıdığımızı ise çamdır.sürekli karşılaştığımız çam ağaçlarından
faydalanarak açık tohumluları anlatalım.
Türlerin
çoğunda gövde kabuğu kalın, pürüzlü ve çatlaktır. Çam ağaçlarının yapraklarında
ikiden fazla çenek bulunur. Genç çamların tacı genellikle konik, dalları yatay
ve çevreli olabilirler. Bu tür bitkiler kuraklığa dayanıklı olmakla birlikte
iyi gelişip çoğalabilmeleri için temiz hava ve bol ışığa ihtiyaç duyarlar.
Çoğalmaları
ise; aynı ağaçta hem erkek hem de dişi kozalak bulunur. Erkek kozalaklar her
biri iki çiçek tozu kesesi taşıyan çok sayıda verimli puldan oluşur. Dişi
kozalaklarda her biri iki tane tohum taslağı taşıyan bir pulun altına
yerleşmiş, sarmal dizilişli çok sayıda yaprak benzeri yapı vardır. Baharda ya
da yaz başında çiçek tozu keselerindeki uzunlamasına yarıklardan çıkan çiçek
tozları havada uçuşur. Havada uçuşan çiçek tozları dişi kozalakları pullarında
birine konduğunda üreme süreci başlar. Çiçek tozu burada çimlenerek tohum
taslağına doğru bir borucuk uzatır. Bu borucuğun içinde aşağıya doğru hareket
eden spermalardan biri yumurta hücresini döller. Döllenmiş yumurta hücresinden
tohum gelişir. Oluşan kanatlı tohumlar rüzgarda kolayca uçuşarak çevreye
dağılırlar., toprağa düşüp uygun koşulları buldukları zaman çimlenmeye başlar
ve kısa sürede genç bir bitki oluşur.
2) KAPALI
TOHUMLULAR
Bu bölümü
oluşturan bitkiler en yaygın kara bitkileridir. Açık tohumlu bitkilerden farklı
olarak, kapalı tohumluların tohum taslakları etli bir yumurtalığın içinde
gelişir. Kapalı tohumluların üreme organları çiçekleridir. İğne yapraklılar
genellikle rüzgarla tozlaşmalarına karşılık kapalı tohumlular tozlaşabilmek
için bal özü taşıyan göz alıcı çiçekleriyle, böcekleri kendilerine çekerler.
Çiçekler döllendikten sonra, tohum taslakları tohuma, yumurta meyveye dönüşür.
Tohum meyvenin içinde bulunur.
Kapalı
tohumlular tek çenekli ve çift çenekli olmak üzere ikiye ayrılır: Aşağıdaki
tabloda özellikleri görülmektedir.
|
TEK
ÇENEKLİLER |
ÇİFT
ÇENEKLİLER |
|
1)
Otsu bitkilerdir. |
1)
Genellikle odunsu bitkilerdir. |
|
2)
Yaprakları ince, uzun, şerit şeklindedir. |
2)
Yaprakları geniş parçalıdır. |
|
3)
Yaprakları paralel damarlıdır. |
3)
Yaprakları ağsı damarlıdır. |
|
4)
Tohumda tek çenek bulunur. |
4)Tohumda
çift çenek bulunur. |
|
5)
Kambiyum yoktur. |
5)
Kambiyum bulunur. (çok yıllıklarda) |
|
6)
İletim demetleri düzensizdir. |
6)
İletim demetleri düzenlidir. |
|
7)
Kökleri saçak köktür. |
7)
Kazık kök ve yan köklerden oluşur. |
|
8)
Gövdeleri incedir. |
8)
Gövdeleri kalındır. |
|
9)
Örneğin;Buğday, mısır, soğanlı bitkiler |
9)
Örneğin; Fasulye, elma, armut |
Tablo-2: Tek çenekli ve çift çenekli bitkilerin özellikleri
ÇİÇEK VE YAPISI
Çiçek, tohumlar vasıtasıyla yeni bireylerin oluşmasını
ve bitkinin devamını sağlar.
Tam bir çiçekte; çiçek sapı, çiçek tablası, çanak yaprak, taç yaprak, erkek ve
dişi organlar vardır. Çiçek sapı çiçeği dala bağlar, çanak yaprak, taç yaprak,
erkek ve dişi organlar dıştan içe doğru sırayla dört halka şeklinde çiçek
tablası üzerine dizilirler.
Çanak yaprak:
Genelde yeşil renklidir. Çiçeğin en dış kısmını oluşturur.Çiçek tomurcuk
halindeyken çiçeği korur.
Taç yaprak: Çiçeğin renkli ve kokulu kısmıdır.
Tozlaşmada böcekleri çekerek bitkinin çoğalmasında önemli rol oynar.
Erkek organ: İpçik denilen bir sap ile
başçık denilen şişkin bir kısımdan meydana gelmiştir. Başçıkta, içinde erkek
üreme hücreleri (polen) bulunan çiçek tozu keseleri bulunur. Polenler
olgunlaşınca keseler çatlar ve polenler etrafa yayılır.
Dişi organ: Yumurtalık,
dişicik borusu ve tepecik olmak üzere üç kısımdan oluşur. Yumurtalıkta çok
sayıda dişi üreme hücresi (yumurta) bulunur. Dişicik borusu, tepeciği
yumurtalığa bağlayan dar kısımdır. Tepecikte çiçek tozlarının yapışmasını
sağlayan yapışkan bir sıvı bulunur.
Erkek ve dişi organı bir arada bulunduran bitkilere “bir evcikli” , erkek
ve dişi organları ayrı bulunduran bitkilere de “iki evcikli” bitki denir. Meşe,
mısır, çam, kestane ve fındık bir evcikli, söğüt, antep fıstığı, kenevir ve
kavak iki evcikli bitkilerdir.
TOZLAŞMA
Bitkide çiçeğin görevi tozlaşma yoluyla bitkinin çoğalmasını sağlamaktır.
Bir çiçeğin erkek organından serbest kalan polenlerin diğer çiçeğin dişi
organının tepeciğine ulaşması ve burada yeni bitki tohumlarının oluşması
olayıdır. Tozlaşma olayında etkili faktörler şunlardır:
1.Rüzgar: Polenlerin
taşınması rüzgarla sağlanır. Kullanışlı ve sık görülen bir tozlaşma çeşidi
değildir.
2.Böcekler: Polenlerin arılar, sinekler ve benzer
böcekler tarafından taşınması. Yaygın olan tozlaşma şeklidir. Çiçeğin güzel
kokusu, güzel ve parlak görünümü ve salgıladığı şekerli maddeler böceklerin dikkatini
çeker. Çiçeğin üzerine gelen böceklerin ayaklarına yapışan polenler böceğin
diğer çiçeklere konmasıyla oralara taşınmış olurlar.
3.Kendi kendine tozlaşma:
Aynı çiçeğin erkek organındaki polenlerin dişi organına ulaşması sonucu meydana
gelen tozlaşma şeklidir.
Çiçekte döllenme sonucunda tohum oluşur ve bu tohumun
etrafının yumurtalıkla çevrilmesi sonucu meyve oluşur. Tohumun toprakta
çimlenmesiyle yeni bitkiler oluşmuş olur.
ÇİMLENME
Tohum içinde embriyo ve besin
maddesi bulunan yapıdır. Tohumdan bitki kökünün, gövdesinin ve yaprak ve
çiçeklerin oluşmasına çimlenme denir.
Tohum çimlenirken gerekli besini
çeneklerden alır. Tohumun çimlenebilmesi için uygun sıcaklık ve hava gerekir.
Çimlenme esnasında tohumun
yapısındaki besin kullanılır ve böylece yeni bir bitki oluşur.
MEYVE
Meyve sadece, çiçekli bitkilere özgü
bir üründür. Çiçek tozunun yumurtalığa erişerek yumurtayı aşılamasıyla birlikte
hücresel çoğalma başlar. Yumurtalık yavaş yavaş şişer ve sonunda meyve halini
alır. Tüm meyveleri beslemekte olan özsu meyveye de erişir. Özsu, olmakta olan
meyveyi besler ve renklendirir. Meyveyi tatlılaştıran da özsudur.
Meyveleri oluşumuna göre
gruplandırırız.
Meyve
sadece dişi organın yumurtalık dokuları tarafından meydana getirilirse bunlara
gerçek meyve denir. Örneğin; şeftali, kayısı, üzüm.
Yumurtalıkla birlikte çiçek tablası,
taç ve çenek yapraklar beraberce gelişerek meyve oluşturuluyorsa bunlara
yalancı meyve denir. Örneğin; Çilek, elma, armut.
Dir tane dişi organdan meydana gelen
meyvelere basit meyve denir. Örneğin; Kiraz, erik, elma.
Birkaç tane dişi organdan meydana
gelen meyvelere ise bileşik meyve denir. Örneğin; Ahududu, böğürtlen.
Ceviz, fındık, kestane gibi
bitkilerin meyveleri zamanla sertleşip kurur. Tohumları yenilen bu meyvelere
kuru meyve denir.
OKS YERİNE OGES
Bu yıl son kez uygulanacak OKS yerine getirilen “3 basamaklı ortaöğretime geçiş sistemi” ni (OGES) Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından açıklandı. Yeni sistem 6,7 ve 8. Sınıf sonunda yapılacak olan “Seviye Belirleme Sınavı” (SBS),öğrencilerin karne notlarından hesaplanacak olan “Yılsonu Başarı Puanı” (YBP) ve “Davranış Puanının” ayrı ayrı hesaplandığı 3 basamaktan oluşacak. SBS, YBP ve Davranış puanları,”Ortaöğretime Yerleştirme Puanı” (OYP) adı altında toplanacak.
PUAN NASIL HESAPLANACAK
Merkezi sınav sistemi ile uygulanacak SBS’lerde, soruların sayısı her sınıfa göre değişecek;
6.Sınıflarda 80 soru,
8. sınıflarda 100 soru sorulacak.
Yapılacak 3 sınavın ardından öğrencilerin OYP’ ye etki edecek SBS’ si hesaplanırken,6. Sınıf puanının (SP6) yüzde 25’i, 7. Sınıf puanının (SP7) yüzde 35’i, 8.sınıf puanının da (SP8) yüzde 40’ı alınarak toplam bir puan ortaya çıkacak. Ardından DYP’nin hesaplanmasına geçilecek.OYP hesaplanırken toplam SBS’ nin yüzde 70’ i,YBP’ nin yüzde 25’ i ,Davranış puanının yüzde 5’ i alınarak toplam bir puan belirlenecek.
PUANI ÇOK OLAN OKULA GİRER
OYP adı verilecek puan Fen, Anadolu ve diğer liselere yerleştirmede esas alınacak. Öğrenciler, tercihlerini bu yerleştirme puanına göre yapacaklar ve OKS’ den farklı olarak Matematik-Fen (MF) ve Türkçe-Matematik (TM) puan türleri yerine tek bir puan türüyle istedikleri Liseye girebilecekler.
YEDİNCİ SINIFLAR İSTİSNA
Yeni sisteme geçiş sırasında, sadece bu yıl için,7. Sınıfta olan ve gelecek yıl 8. Sınıf okuyacak öğrenciler, iki yılın (SP7 ve SP8 ) puanı ile yerleştirilecek. Bu öğrencilerin yerleştirme puanları 7. Sınıfın yüzde 40’ı,8. Sınıf puanının yüzde 60’ı alınarak hesaplanacak.
5 FARKLI TEST VAR
Sınavda, Türkçe, Matematik, Fen ve Sosyal Bilgiler alanlarındaki soruların yanı sıra yabancı dil soruları da olacak. Din dersinden muaf olan öğrencilerin yanı sıra din kültürü ve ahlak bilgisi sorularını cevaplandırmak istemeyen öğrenciler için ise sınavda alternatif sosyal bilgiler soruları yer alacak.
Türkçe ve Matematik testlerinin ağırlık katsayısı 4,
Fen Bilgisi ve Sosyal Bilgiler testlerinin ağırlığı 3 ve
Yabancı Dil testinin ağırlığı 1 olacak.
SINAVLAR NE ZAMAN
Sınava katılmak zorunlu olmayacak. Ancak sınava girmeyenler için hiçbir telafi mümkün olmayacak. Herhangi bir nedenle sınava katılamayan öğrenci için, o yılın en düşük SBS puanı alınarak hesaplama yapılacak.
Sınav bu öğretim yılında;
6. Sınıflar için 21.HAZİRAN.2008
7. Sınıflar için 22.HAZİRAN.2008 tarihinde uygulanacak.
Bu yıl 8.sınıflar son kez OKS’ ye girecekler.
TÜM ÖĞRENCİLERE BAŞARILAR DİLERİM.
Beş duyu organımızdan
biri olan GÖZ ve GÖRME, bildiklerimizin % 80 nini öğrenmemizi sağlayan yoldur.
Göz, kafatası içinde 25 cm3 orbita kemik yuvasına yerleşmiş, 7 gr ağırlığında
top şeklinde, ön kısmı şeffaf bir küredir. Her gözün yukarı, sağa, sola ve
yanlara kontrollü hareketini sağlayan altı kası vardır.
Işık enerjisinin
kimyasal enerjiye dönüşmesi, gözün iç arka tabakasında gerçekleşerek, elektrik
uyaranı olarak, göz siniri aracılığı ile beynin arka tarafına ulaştırılır. Göz
duyusu; ışık, şekil, renk, hareket ve derinlik gibi çok çeşitli özelliklerin
toplamıdır.
Görme duyusunun gelişmesi, doğumdan sonra altı yaşına kadar
devam eder. Doğumda, iki göz arasındaki denge herhangi bir nedenle bozulmuş ise
bir göz, beyin tarafından tercih edilip, diğer göz atıl kapasite ile kullanılır.
Düşük kapasite ile kullanılan gözün, görme yeteneği azalır ve göz tembelliği
oluşur.
Gözün hastalıkları kalıtım ile geçen, mikrobik, çeşitli kazalar
ve mekanik birçok nedenlerle ortaya çıkabilir. Ülkemizde aile içi evlilikler,
çocukluk çağı körlüklerinde başta gelen sebeptir. Geri kalmış ülkelerde trahom
gibi mikrobik ve A vitamini eksikliği gibi beslenme bozukluğu, başlıca
körlüklere yol açar. Göz iç ortamının şeffaflığı ve basıncının dengesi
korunduğunda göz iyi çalışır.
Görmenin mekanizması, aynı bir fotoğraf
makinesine benzer. Görüntü göze, mercek ve diyafram sisteminden geçerek
odaklanır ve kişi gözlük ya da kontaktlens ihtiyacı olmadan net bir görüş elde
eder.
Gözün kornea dokusundaki şekil bozukluğundan dolayı cisimlerden yansıyan ışınlar görme merkezinde değil iki farklı noktada odaklanıyorsa astigmat kusuru oluşur.Kişi hem yakın hem uzak mesafede net göremez.
En basit göz rahatsızlığı, kırma kusurudur. Basitçe açıklamak için, uzak görmesi bozuk olanlara miyop, yakın görmesi bozuk olanlara hipermetrop denir. Göz önüne takılan gözlük veya kontak lens mercekleri ile bu kusur düzeltilebilir. Çocuk küçük yaştayken kırma kusuru düzeltilebilirse, her iki gözün görmesi daha iyi olur.
Cisimlerden yansıyan ışınlar tam olarak görme merkezinde değil daha arkada odaklanıyorsa gözde hipermetropi vardır ve kişi yakını uzağa göre daha bulanık görür.
Katarakt gözün içinde bulunan doğal lensin saydamlığını kaybederek opaklaşmasıyla oluşur.Kişi net göremez ve renklerde soluklaşma olur. Kataraktın oluşumunda çeşitli etkenler rol oynar ancak en sık rastlananı genellikle 60 yaş üzerinde yaşa bağlı oluşmasıdır. Ameliyat ile bulanık olan lens, dışa alınarak göz içine camdan bir mercek yerleştirilir.
Gözün iç basıncının artarak görme sinirini tahrip etmesine, glokom denir. Göz içi sıvı miktarını azaltan ve sıvının kontrollü boşalmasını sağlayan ilaç ve ameliyat ile tedavi yapılır. Göz hareketlerinin uyumlu çalışmasında bozukluk, şaşılık olarak fark edilir. Küçük yaşta, erken tedavi edilmesinde fayda vardır.
Kazalar, özellikle trafik, ev, iş ve av kazaları önemli sayıda görme kaybına sebebiyet vermektedir. Sivri uçlu araçlar, oyuncaklar, çocukların arabalarda ön koltukta oturmaları, patlayıcı ve yanıcı maddeler göze çok zararlıdır. Göze kimyasal herhangi bir madde kaçtığında, hemen acil olarak çeşme suyu ile bol bol yıkanmalıdır. Yıkama işlemi duruma göre, en az 30 dk sürmelidir.
Gözlerimiz 5 duyu organımız arasında bize dünyanın güzelliklerini gösteren, hayata bağlayan, öğrenme ve algılama yeteneğimizi harekete geçiren ilk ve en önemli organımızdır. Gözlerimizi düzenli şekilde muayene ettirmek sağlıklı ve mutlu bir yasam sürmemiz için son derece önemlidir.
Gözlük kullanan veya kullanmasa da 40 yaşın üzerindeki bir erişkinin hiç şikayeti olmasa bile yılda bir kez göz muayenesi yaptırması gereklidir. Çocuklarda bu süre doktorun önerisine göre 6 ayda bir, hatta bazı özel durumlarda daha sık olabilir. Hiç şikayeti olmayan bir çocukta 3. yaş, ilk göz kontrolü için idealdir.
Göz muayenesinin
aşamaları:
Görme keskinliği testi, gözlük ihtiyacı muayenesi, göz
kapaklarının muayenesi, göz kaslarının muayenesi, göz tansiyonu ölçümü,
biomikroskobik muayene, göz dibi muayenesi. Unutulmamalıdır ki, göz muayenesi
sırasında; karaciğer bozukluğu, şeker, beyin tümörleri, AIDS gibi birçok
hastalığın ihtimali belirlenebilmekte ya da tanısı konulabilmektedir.
Göz organı, vücudun en yoğun sinir hücre yerleşimine sahiptir. Gözün
hastalıklarında ağrısı çok olabilir. Kesinlikle göz uzmanı dışında ilaç veya
ilkel tedavilerden kaçınılmalıdır. Teknolojik ilerlemeye paralel olarak, ileri
optik ve elektronik cihazlarla göz hastalıkları tedavisinde ve görme kaybının
rehabilitasyonunda çok başarılı olunmaktadır.